12 Ocak 2019 Cumartesi

PROGRAM HAZIRLIK ÇALIŞMALARI: "CUMHURİYETÇİ DEMOKRAT PARTİ (CDP) EĞİTİM PROGRAMI BEYANNAMESİ (Ön Hazırlık ve Öneri Tasarı) GÜRKAN AVCI / DESAM BAŞKANI"

CUMHURİYETÇİ DEMOKRAT PARTİ (CDP)
EĞİTİM (PARTİ) PROGRAMI BEYANNAMESİ (ÖN HAZIRLIK VE ÖNERİ PROJE TASARIMI) 

GÜRKAN AVCI
DESAM BAŞKANI 
A- Eğitim Politikaları
1) Temel Yapısal Sorunlar

Mevcut milli eğitim sistemi içerik ve uygulama açısından milli olmadığı gibi, ülkenin ihtiyaçları ve dünyanın gerçekleri karşısında da yetersiz, kaba, ilkel, hantal bir yapıya sahip olup adil ve eşit fırsatlar sunmaktan uzaktır ve bilimsel değildir.

Türkiye’de eğitim konusunda öncelikle üzerinde durulması gereken temel yapısal sorunların başında eşitsizlik, başarısızlık, verimsizlik ve kalite sorunu gelmektedir.

a) Eğitimde iller, bölgeler ve okullar arasındaki kalite eşitsizliği had safhadadır. Temel bir Anayasal hak olması bağlamında eğitimdeki fırsat eşitsizliği türlü toplumsal eşitsizlikleri daha da artırmakta ve çok boyutlu birçok sosyal problem ve açmazları da beraberinde getirmektedir.

Eğitim sistemindeki eşitsizlik, adaletsizlik ve yetersizliğin Türkiye’nin uluslararası sıralamalarda her yıl gerilemesine neden olmaktadır. Dünya Ekonomik Forumu Rekabet Raporu’na göre 140 ülke arasında Türkiye eğitim kalitesi sıralamasında 95, matematik ve bilimde 103. sıradadır.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD'nin yıllık olarak yayımladığı "Bir Bakışta Eğitim" raporuna göre, Türkiye'de 2017 yılında 25-34 yaş aralığında olup lise eğitim düzeyinin altında kalanların oranı yüzde 44. Bu oran, yüzde 15 olan OECD ortalamasının yaklaşık 3 katı.

25-34 yaş aralığında olup lise eğitimi almamış olanların oranı örneğin başkent Ankara'da yüzde 33 iken, Van, Muş, Bitlis ve Hakkari gibi kentlerde yüzde 70 düzeyinde.

OECD ülkeleri arasında, devletin eğitim kurumlarına öğrenci başına en az harcama yaptığı ülke Türkiye. Türkiye OECD ülkeleri arasında ne istihdamda ne eğitimde (NEET) olan 18 - 24 yaş arası kadınların oranının en yüksek olduğu ülke. Türkiye, yüzde 76 ile Suudi Arabistan'dan sonra aktif olmayan/çalışamayan kadın ve erkekler arasındaki oran farkının en yüksek olduğu ikinci ülke.

Rapor, 2016 yılında 3-5 yaş arası çocukların sadece yüzde 37'sinin okul öncesi eğitime kaydedildiğine dikkat çekiyor. OECD ülkelerinde bu oran ortalama yüzde 86'ya yakın.

Avrupa İstatistik Ofisi'nin (Eurostat) güncel verilerine göre Türkiye'de 2017 yılında, eğitimden erken ayrılma oranı kadınlarda yüzde 34 iken, erkeklerde bu oran yüzde 31 olarak kayda geçti.

b) Eğitimdeki başarısızlığın nedeni Ak Parti iktidarının eğitime ideolojik bakışı, uyguladığı tutarsız eğitim politikaları ve tepeden inmeci reformlarıdır. Eğitim reformlarının çağın değişme ve gelişme doğrultusu ile büyük uyumsuzlukları bulunmaktadır. Oysa özellikle eğitim sistemindeki reform ve değişimler zamana yayılarak, veriye dayalı olarak ve eğitim paydaşlarıyla işbirliği ve istişare içinde yapılmalıdır.

c) Eğitimdeki verimsizlik ve müsrifliğin temel nedeni Ak Parti iktidarının eğitim politikalarındaki ani, yeterli veriye, durum analizine ve etki değerlendirmesine dayanmayan, uzlaşının aranmadığı ve ‘ben yaptım oldu’ anlayışındaki çağdışı zihniyetidir.

Oysaki eğitim sistemindeki değişikliklerin eğitim paydaşlarının ve ilgili uzmanların görüş ve fikirleri alınmadan dar bir kadro ile veya tek bir kişinin isteğiyle yapılması milyonlarca öğrencinin geleceğini karartmaktan başka bir şeye yaramamaktadır. Ak Parti’nin oy devşirmeye dönük olarak çağımızın temel bilimsel dinamikleriyle bağdaşmayan zihniyet ve uygulamalarının eğitim sistemini esir alması ülkemiz eğitimini adeta bitirmiştir.

d) Eğitim kalitesinin düşüklüğü ülkedeki zenginlik, refah ve huzurun kaynağını kurutmakta, ülkenin ihtiyacı olan vasıflı işgücünün yetişmesine engel olmaktadır.

Türkiye rekabet gücü itibarıyla dünyada 73. sırada bulunmaktadır. Türkiye’de bugün işgücünün yarısı vasıfsızdır. Eğitim sistemimizin düşük kaliteli olması nedeniyle ülkemiz ekonomisinde yaratıcılık, yenilikçilik ve teknolojik gelişme sekteye uğramaktadır.

Hâlihazırda lise çağındaki çocukların yüzde 17’si okul dışında kalmakta, yüzde 18’i açık öğretime devam etmektedir. Okula devam eden öğrencilerin çoğu ise nitelikli eğitim alamamaktadır.

Eşitsizlik ve kalitesizlik Türkiye’nin gelişmesini ve ilerlemesini sağlayacak vasıflı işgücü yetiştirilmesi imkânını büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Kaldı ki dördüncü sanayi devrimi yeni alanlarda ve daha yüksek vasıflı işgücü talep ettiği için Türkiye’nin vasıfsız işgücü oranı her yıl yukarılara doğru çıkmaktadır.

Görüleceği üzere bu eğitim sistemi ile Türkiye’nin çocuk ve gençlerine kaliteli eğitim vermesi, eşit ve adil fırsatlar sunması, başarılı ve vasıflı işgücü yetiştirmesi, teknoloji üretmesi, verimli ve katma değeri yüksek üretim yapması mümkün değildir.

2) Eşit, Adil, Kamusal, Tamamen Parasız, Demokratik ve Bilimsel Eğitim Sistemi İhtiyacı

Günümüzde tüm bilimsel raporlar Türkiye’deki yoksulluğun birincil nedenini annenin eğitimsiz olmasıyla açıklamaktadır. Türkiye’de eğitimsiz/yoksul annelerin çocukları büyük olasılıkla hayat boyu yoksul/eğitimsiz kalmaktadır.

Türkiye’deki ayrımcı, bölücü, eşitsizlikçi ve adaletsizlikçi eğitim sistemi yüzünden çocukların dörtte biri yoksul, beşte üçü dezavantajlı konumdadır. Oy devşirmek amacıyla ayrımcı bir şekilde verilen devletin eğitim desteği de çocukların temel eğitim ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktır.

Bugün Türkiye’de özellikle kaliteli eğitim zenginlerin ulaşabileceği lüks bir hizmet haline gelmiştir. Halk arasında “Paran varsa oku, Paran kadar oku!” ifadesi adeta atasözü halini almıştır.

CDP iktidarında Türkiye’de bir çocuğun hangi ailede ve nerede dünyaya geldiği, anne-babasının eğitim ve gelir durumu, cinsiyeti, etnik ve dini aidiyeti gibi koşulları onun gerek eğitim gerek çalışma hayatında asla ve katiyetle ayrımcılığa uğramasına neden olmayacaktır.

CDP iktidarında Türkiye’de doğumdan gelen eşitsizliklerin etkisini azaltan güçlü bir sosyal devlet anlayışı tesis edilecektir. Türkiye’nin bütün çocukları eğitime eşit koşullarda başlayacak hiç biri geri kalmayacaktır.

a) Türkiye’de okul öncesi eğitim hem kalite ve eşitlik hem de hizmete ulaşma açısından çok problemli durumdadır. Bütün bilimsel veriler çocukların sosyal, bilişsel, duygusal, zihinsel ve fiziksel gelişme ve öğrenme becerisinin en yüksek olduğu dönemin okul öncesi dönem olduğunu ısrarla vurgulamaktadır. Aynı bilimsel raporlara göre nitelikli okul öncesi alan çocuklar hem eğitim hem de iş hayatında daha başarılı ve uyumlu olmaktadır.

Ak Parti iktidarındaki tutarsız, dengesiz ve yapboz eğitim reformları yüzünden okul öncesi eğitime katılım yavaşlamış, yüzde ellilerde kalmıştır. Okul öncesi eğitime erişemeyenlerin çoğunluğu eğitimsiz/yoksul ailelerin dezavantajlı çocuklardır.

CDP iktidarında okul öncesi eğitim idari zorunlu hale getirilecek, tamamen ücretsiz olacak ve ayrım gözetilmeksizin tüm dezavantajlı çocuklar her türlü yapısal eşitsizlik sorunu ile asla karşı karşıya kalmayacaktır.

b) Ak Parti iktidarı kamusal eğitime yani devlet okullarına karşı cimri, üvey evlat muamelesi gösteren, eğitimi özelleştirmeye, piyasalaştırmaya çalışan tüccar eğitimci bir zihniyetin temsilcisidir.

Yandaşlarını kollamak ve dershanelerden devşirdiği temel lise ve özel okulların kimi sahiplerini kurtarmak için öğrenci başına 4 bin TL civarlarında teşvik/destek uygulaması başlatan Ak Parti iktidarı, devlet okullarının büyük bölümünün onarım, bakım, temizlik, ısınma, hizmetli, güvenlik gibi temel ihtiyaçlarını dahi karşılamamakta, bütçe vermemektedir.

Ak Parti iktidarı devlet okulları içinde dahi ayrımcılık yapmakta İmam Hatip okullarını diğer okullar karşında alenen maddi ve manevi olarak desteklemekte ve aşikârane bir şekilde kollayarak teşvik etmektedir. Ak Parti iktidarları döneminde İmam Hatip okulları öz evlat, diğer okullar üvey evlat muamelesi görmektedir. Talep olmamasına rağmen birçok mahalle okulu zorla İmam Hatip Okulu haline getirilmiştir. Okul ve derslik açığının had safhaya ulaştığı, birçok sınıfın 40 – 50 öğrenciyle eğitim gördüğü Türkiye’de İmam Hatip okullarının çoğu yüzde 10 – 20 doluluk kapasitesiyle çalışmaktadır.

Ayrıca özel okul ve kolejlerin hemen hepsinin Türkiye’nin zengin ve lüks muhit/semtlerinde toplanmış olması da eğitimde fırsat eşitsizliğinin aleni göstergesidir.

c) Ak Parti iktidarı en geç 2019 yılına kadar tüm okullarda ikili eğitime son vereceğini taahhüt etmesine rağmen halen özellikle yoksul semtlerdeki binlerce okulda öğrenciler sabahçı-öğlenci eğitimle sağlıksız ve eşitsizlikçi şartlarda öğrenim görmeye devam etmektedir.

İkili öğretim sistemi olan okullara devam eden çocuklar daha kalitesiz eğitim almakta, okuldaki fiziksel ve sosyal olanaklardan ve sportif faaliyetlerden mahrum kalmakta ve eğitimsel aktivitelerden daha zayıf ve kısıtlı faydalanabilmektedir.

CDP iktidarında yoksul semtlerdeki ve kırsal bölgelerdeki okullarda ikili eğitim alan dezavantajlı çocuklara pozitif ayrımcılık uygulanacak ve ikili eğitime tamamen son verilecektir.

d) Ak Parti iktidarının iş bilmez ve akil lafı dinlemez eğitim bürokratları yüzünden Türkiye’de okul türleri arasında da çok ciddi farklılıklar ve eşitsizlikler oluşmuştur. Varlıklı ve ayrıcalıklı ailelerin çocukları kaliteli eğitim veren Fen Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi. Köklü Anadolu Lisesi ve benzeri prestijli okullarda okumaktadır. Buna karşın fakir, eğitimsiz ve gariban ailelerin çocukları ise öğretmen açığı olan, öğretmen tecrübe/donanımı düşük, kalabalık sınıflı, alt yapısı ve donatıları yetersiz olan çok programlı okullar, teknik - meslek okulları ve İmam Hatip okullarına yönlendirilmektedir.

Varlıklı ve şanslı ailelerin çocuklarının devam ettiği okullarda öğrenci başarısı, öğretmen niteliği, okul güvenliği daha yüksek iken fakir ve eğitimsiz ailelerin çocuklarının devam ettiği varoş semt okullarında ise öğrenciler arasında devamsızlık, sınıf tekrarı, okulu bırakma-ayrılma, hastalık, şiddet oldukça fazladır. Varoş semt okullarında güvenlik zayıf olduğu gibi, spor salonu, kütüphane, atölye, laboratuvar, eğitim araç gereç ve malzeme donanımı oldukça zayıftır.

Varlıklı ve ayrıcalıklı ailelerin çocuklarının devam ettiği okullarda öğrenci başarısı, devamlılığı ve velilerin okullarını sahiplenme düzeyi oldukça fazla iken yoksul semt okullarındaki dezavantajlı çocuk ve velileri ise kendilerini okula ait hissedememekte, okul devamlılığının yararına ve okulun faydasına inanmamaktadır.

Mesleklerinde ilerleyemeyeceklerini düşünen dezavantajlı çocuklar okulda aktif ve etkili olmanın yararına inanmamaktadır. Okula ilgi duymamakta, kendilerini okula ait hissetmemektedir. Nitekim yoksul ailelerin çocuklarının devam ettiği mesleki ve teknik ortaöğretimde okul devamsızlığı yüzde 40, imam hatip okullarında yüzde 31 dolaylarına tırmanmıştır.

Hemen her yıl değişen ve son eğitim yılının tam ortasında tekrar sistem değişikliğine uğradığı için ülke genelinde büyük infiale neden olan lise geçiş sınavları (TEOG yeni adıyla LKS) ve Üniversite giriş sınavları (ÖSS ve LGS) sistemindeki çarpık ve bilim dışı oynamalar eğitimde eşitsizliği daha da derinleştirmiştir. Gerek LKS gerekse ÖSS sınav sonuçları eğitimdeki fırsat eşitsizliği ve ayrımcılığı en güzel ortaya koyan göstergeler halini almıştır.

CDP iktidarında başta LKS ve ÖSS uygulamaları olmak üzere tüm eğitim süreci boyunca toplumsal eşitsizliklere, ayrımcılıklara asla fırsat verilmeyecektir. Tüm çocuklarımızın geleceği ve toplumdaki statüsü eşitlikçi, adaletli ve bilimsel eğitim sistemi yapısıyla garanti altına alınacaktır.

CDP iktidarında zamanın ruhuna uygun olarak eğitim sistemindeki reform ve değişimler zamana yayılarak, veriye dayalı olarak, yeterli veriye, durum analizine, etki değerlendirmesine dayalı, pilot uygulamaları yapılarak, Milli Eğitim Şuraları maharetiyle istişare ve uzlaşma içinde yapılacaktır.

e) Bu yıl ilk kez Cumhurbaşkanlığınca hazırlanan 2019 bütçesi içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesinin de harcama kalemleri oluşturulmuştur.

2018 yılında 92 milyar 529 milyon TL olan MEB bütçesi yıllık yüzde 20 civarındaki enflasyon, artan öğrenci ve öğretmen sayısı (Suriyeli ve diğer göçmenlerin sayısındaki artış) oranı göz ardı edilerek 2019 yılı için 113 milyar 813 milyon TL yapılmıştır.

MEB bütçesindeki rakamsal olarak artış enflasyona bağlı olup, Ak Partililerin ‘Cumhuriyet tarihinin en büyük eğitim bütçesini hazırladık!’ şeklindeki propagandalarını enflasyon kaynaklı değerlendirdiğimizde bu yöndeki söylemlerin gerçekçi olmadığı kolayca ortaya çıkmış olacaktır.

Buna rağmen MEB bütçesinin milli gelire oranında artış değil tam aksine düşüş yaşanmış, 2018’de MEB bütçesinin milli gelire oranı yüzde 2,69 iken, 2019’da bu oran yüzde 2,56’ya gerilemiştir.

2019 MEB bütçe rakamlarına bakıldığında, eğitimin en temel ve olmazsa olmaz ihtiyaçlarının dahi görmezden gelindiği, bütçede hatta zorunlu harcamalarda bile kısıntıya gidildiği açıkça görülmektedir. Ak Parti iktidarları boyunca eğitime ayrılan bütçe sadece rakamsal olarak artmakta, öğretmen ve derslik açığı, laboratuvar, kütüphane, bilişim sınıfları, öğretmen maaşları gibi konularda ve doğrudan eğitim hizmetlerine yönelik yatırımlar açısından bütçede hiçbir artışın yapılmadığı açık seçik görülmektedir.

Eğitimdeki kalite düşüklüğü ve başarısızlığın temel nedenlerinden birisi de eğitime ayrılan bütçenin yetersizliği ve kısıtlılığıdır. Devlet okullarında eğitim harcamaları velilerin sırtına bindirilmek istenmektedir. Bu gün okullarda kayıt parası, temizlik malzeme parası, kırtasiye, kâğıt, fotokopi giderleri parası, dergi – yardımcı ders kitabı parası, deney malzeme ve makine parası ve benzeri adlarda paralar toplanmakta, zorunlu bağışlar alınmaya devam edilmektedir.

Sistem öğrenci ve velilerin öğretmenle para ilişkisi içerisine girmesini zorlamaktadır. Her geçen gün okullarda toplanan paraların adı ve boyutu bir şekilde değiştirilerek devlet okullarındaki eğitim harcamalarının esas yükü halkın sırtına yüklenmiştir.

Günümüz dünyasında vizyoner ülke yöneticileri bilgi ekonomisine ve yüksek katma değerli üretime geçişi yakalamak için eğitime daha fazla nasıl pay ayırabilirim diye çırpınırken AKP hükümetleri eğitim bütçesini milli gelire oranı 17 yıldır OECD ortalaması olan yüzde 6’nın çok çok altında devam etmektedir. Ak Partinin övüne durduğu okullaşma oranı dahi Çin, Brezilya, Arjantin, Estonya gibi ülkelerin dahi gerisindedir. Ne acıdır ki Türkiye eğitime ayırdığı bütçe oranıyla dünyada 132. sıradadır.

Ak Parti hükümetlerinin MEB bütçesi yüzde 72 oranında personel harcamalarına, yüzde 11 oranında ise sısyal güvenlik primi ödemelerine, yüzde 9 oranında mali ve hizmet alımlarına ve sadece yüzde 5’i yatırım giderlerine gitmektedir. Türkiye böyle bir bütçe ile eğitimde yüksek hedefleri, başarıyı ve eşitliği yakalaması mümkün değildir. MEB’in yüzde 5’lik yatırım bütçesi ile öğretmen açıklarını kapatması, eğitimin kalitesini yükseltmesi, okul-derslik ihtiyaçlarını tamamlaması, fiziki altyapı ve donanım eksikliklerini gidermesi söz konusu değildir.

CDP hareketinin anlayışına göre eğitim devredilemez ve vazgeçilemez kamusal bir haktır. CDP iktidarında okullarda uygulanan toplumsal eşitsizlikler, okulları ayrıştıran uygulamalar, okullar arasındaki kalite ve başarı farkları, hatta aynı devlet okulu içinde gelir durumuna ya da başarı düzeyine göre farklı sınıflar oluşturulmasının önü temelli olarak kapatılacaktır.

Ak Partinin öğrenci ve velileri ‘müşteri’ haline getiren paralı, piyasacı eğitim anlayışı son bulacaktır. Aynı okul içinde sınıflar, aynı bölgede okullar, farklı bölgeler, birbirleriyle rekabet içine sokulmayacak eğitim hizmetleri piyasa kurallarına göre değil temel Anayasal hak ve hukuk kurallarına göre düzenlenecektir.

Eğitim asla ve asla partisel, ideolojik ve kişisel/özel çıkarlara göre değil, toplumsal/milli çıkarlar gözetilerek değerlendirilecek; ekonomik krizler, faiz harcamaları, silah ve savunma yatırımları dâhil hiçbir gerekçe eğitimden tasarruf yapılmasına ve eğitim bütçesinden kısıntıya gidilmesine asla neden olamayacaktır.

f) Eğitim sistemimizdeki kalite düşüklüğü bütçe yetersizliği kadar eğitimin içeriğinin yani müfredatının yetersizliği, uyumsuzluğu, çağdışılığı ve niteliksizliğinden de kaynaklanmaktadır.

Müfredat dünyanın ihtiyaçları ve ülkenin gerçekleri dikkate alınarak hazırlanması gerekirken Ak Parti iktidarları döneminde yapılan - hazırlanan sayısız müfredat değişikliklerinden hemen hiç biri bu kriter ve normları taşımamaktadır. 17 yıllık Ak Parti iktidarları döneminde eğitim müfredatı sayısız defalarca değiştirilmiş, oluşan sistem anarşisi nedeniyle öğrenciler şaşkın, veliler bıkkın ve kızgın bir şekilde ortada bırakılmıştır.

Bugün eğitim sistemimiz öğrencilerimize üst düzey düşünme süreçleri kazandırma konusunda uluslararası sıralamalarda utanılacak derecede başarısız ve yetersiz görülmektedir. Yapılan ulusal ve uluslararası ölçüm ve analizlerde Türk çocukları matematik, fen, fizik, tarih, dilbilgisi, okuma, anlama ve yabancı dil gibi derslerde müfredat merkezli olarak ta hangi faktörün belirleyici olduğunu saptama, farklı bilgileri karşılaştırma ve sonuç çıkartabilme becerileri konusunda çok başarısız ve en son sıralarda yer almaktadır. Türk çocukları olgu ve olayları anlayarak fikirleri kullanmakta çok yetersiz görülmektedir.

Ak Parti iktidarlarının hazırladığı müfredatlar nedeniyle çocuklarımıza değerler ve davranış biçimleri kazandırma konusunda da büyük başarısızlıklar yaşanmaktadır. Çağımızın olmazsa olmaz evrensel değerleri olan insan hakları, demokrasi, her türlü özgürlükler, cinsiyet eşitliği, farklılıklara ve çevreye saygı, dostluk, barış, hoşgörü, tahammül gibi değerler maalesef es geçilmektedir.

Ak Partinin baskıcı, ideolojik ve dogmatik eğitim müfredatları nedeniyle özgürce tartışma, egemen otoriteleri sorgulama, hesap sorma, farklı fikirler ve dünyalara açıklık, iş birliği ve proaktif çalışma gibi aktif değerler göz ardı edilmektedir.

Ak Parti iktidarı çağdaş ve gelişmiş dünyanın aksine tutucu, otoriter ve dogmatik değerleri öne çıkaran müfredatları tüm eğitim yaşamı boyunca öğrencilere dayatmıştır. Ak Parti iktidarı milli ve kültürel değerlerimiz, din, tarih ve medeniyetimizin bütün unsurlarını bilimin, aklın, teknolojinin ve çağdaş dünyanın gerekleriyle harmanlayarak özgün bir eğitim sistemi ve müfredat oluşturamamıştır. Bunun yerine tek din, tek mezhep, tek doğru, tek tip ve tek fikir ekseni üzerine bina ettiği yerli ve milli olmayan GDO’lu, hibrit, zorlamacı bir din eğitimi sistemi kurmuştur.

Ak Parti iktidarının din ve ahlak eğitiminden anladığı birkaç dini bilgiyi ezberleme ve kimi ahlaki değerlerin anlamlarını öğretmekten ibarettir ki din ve ahlakı şekli bir öğrenimle sınırlı tutmuş ve yeterli görmüştür. Ak Parti iktidarının cevaz verdiği müfredat partinin liderine boyun eğen, partinin ideolojisine inanan, farklı düşünen insanlara karşı saygısız, kendinden olmayanlara karşı kinci, başkalarını düşman gören; ayrımcılık, torpil, adam kayırma, kul hakkı yeme gibi davranışları kendisine hak olarak gören fanatik insanlar yetiştirmeyi hedeflemektedir.

Eğitim müfredatı çağcıl, vasıflı, erdemli, birikimli, bilim ve aklın aydınlığında yürüyebilecek donanımlara sahip nesiller yetiştirmeyi hedeflemeli ve gelişmiş ülkelerdeki akranlarıyla aynı/benzer nitelikleri kazandırmayı amaçlamalıdır.

CDP iktidarında çağdaş, bilimsel ve demokratik bir eğitim sistemi ve müfredatı ile öğrencilerin düşünce kapasitesini ele alacak ve kapasite/vizyon inşası öyle planlanacaktır.

CDP’nin müfredatıyla öğrencilere güvenilir ve doğru bilgiye ulaşmayı onu işleme ve yeni düşünceler – fikirler üretmeyi, elde ettiği verileri yorumlamayı, ayırt etmeyi, sonuçları ve farklılıkları değerlendirmeyi ve yaptığı seçimi hayata geçirmeyi ve özellikle teknolojiyi en iyi şekilde kullanmayı kazandıracağız.

Ak Parti iktidarlarının eseri olarak Türkiye’de ezberci, şekilci, dogmatik, ilkel ve sınavcı bir din eğitimi anlayışı vardır. Devletin kontrolü dışında, merdiven altı diyebileceğimiz çok ciddi bir din eğitimi sektörü de bulunmaktadır. Din eğitiminde akıl ve bilimden uzaklaşmak, dogmatik kavram ve kabullerle dini anlamak, anlatmak ve yaşamak, insanları ötekileştirmek, karşı dünyayı düşman görmek en büyük sorun olarak karşımızda duruyor.

CDP iktidarında dinin asıl kaynaklarına dayalı, hurafelerden uzak, sevgi, hoşgörü ve ahlak temelli bir din eğitimi ve müfredatı uygulanacaktır. Türkiye, nitelikli ve pedagojik standardı yüksek din eğitimi müfredatıyla çağdaş dünyanın seviyesine çıkarılacaktır.

Şöyle ki din eğitiminde sunulacak bilgi Ahmet Yesevi’de, Yunus Emre’de, Mevlana’da ve Hacı Bayram Veli’de vb. olduğu gibi, gerçek, doğal ve hakiki bilgi ve kaynaklardan hareketle gençliğin soruları, çocukların ihtiyaçları ve anlama özellikleri göz önünde bulundurularak muasır bir müfredat üretilecektir. Çağımız öğrencilerinin aklına ve gönlüne hitap edecek özelliklerde, estetik ve bilişsel boyutu da olan bir içerik ile sunulacaktır.

CDP’nin müfredatıyla çocuklarımız küreselleşen dünyanın iş anlayışlarına uygun olarak ekip çalışmasına yatkın, yüksek düşünce yeteneği kazanmış, kendini, çevresini, duygu ve düşüncelerini sözlü ve yazılı olarak çok iyi derecede ifade edebilen, eleştirel ve asimetrik düşünebilen, sorun çözüm odaklı ve bilgiyi sentezleyebilen niteliklere sahip yetiştirilecektir.

g) Günümüz eğitim ve bilgi ekonomisinde teknolojiler, meslekler ve standart vasıflar büyük bir hızla değişmekte ve dönüşmektedir. Bu yüzden çocuk ve gençlerimizin yeni, geçerli ve vizyonel meslekler edinmeleri için doğru ve hızlı öğrenme yeteneği kazanmaları gerekir. Ak Parti iktidarları çocuklarımıza henüz daha kaliteli bir temel eğitim vermeden mesleki eğitime yönlendirdiği için onları vasıfsız, vizyonsuz ve yetersiz bir işgücüne dönüştürmektedir. Yani temel eğitim çok önemli ve en hayati olandır, mesleki eğitim artık ileri yaşlara ertelenmiştir.

Hızla gelişen ve değişen dünyada yeni sanayi ve yeni sektörler eleştirel düşünebilen, yaratıcı, sorun çözme kapasitesi yüksek, çoklu iletişim becerilerine sahip insanlara ihtiyaç duymaktadır. Yani eski ve dar alanlarda uzmanlaşmış personel değil dönüştürülebilen becerileri sahip insanlar yetiştirilmelidir. Yeni dünyanın eğitim ve iş yaşamında (4.0) istihdamın yüzde 80’i yeni vasıflar, beceriler ve meslekler üzerinden olacaktır. Ak parti iktidarı günü kurtarmaya dönük hamasi eğitim politikaları nedeniyle, yanlı ve yanlış 4+4+4 eğitim uygulamalarıyla vasıfsız işsizler ordusunu her geçen gün büyüten bir ülke konumuna sürüklenmiştir.

Türkiye’nin vasıfsızlık ve işsizlikle ilgili vahim durumu uluslararası derecelendirmeler yapan PISA eğitim skorlarının sonuçlarında tüm boyutlarıyla görmek mümkündür. Fen, matematik ve okuma alanlarındaki eğitimde başarıyı ölçen PİSA sonuçlarına göre Türkiye 72 ülke arasında matematikte 49, okumada 50 ve fende 52. sırada yer almıştır.

Geleceğin Türkiye’sini ve teknolojisini dönüştürecek yaratıcı ve yenilikçi gençlik bu eğitim sistemiyle asla mümkün değildir. Türkiye’nin eğitim sistemindeki düşük kalite sorunu, ekonomide yaratıcılık, sosyal hayatta yenilikçilik ve teknolojide gelişmenin önündeki en ciddi engeldir.

İki yıl önce Türkiye’ye toplam verilen patent sayısı 1878 iken aynı yıl yalnızca IBM’in aldığı patent sayısı 8888, Samsung’un aldığı patent sayısı ise 5518’dir.

Görüldüğü üzere eğitimde sorunların gittikçe ağırlaşmasının, başarısızlığın ve yılgınlığın başlıca nedeni Ak Parti iktidarının eğitime verdiği değer, bakış ve uyguladığı ısrarcı yanlış politikalarıdır. Ak Parti iktidarının, yalnızca isteklerine yahut bir kişiye bağlı olarak ve tepeden inmeci bir anlayışla 81 milyona dayattığı, çağımızın temel dinamikleriyle bağdaşmayan eğitim zihniyeti, değer ve uygulamaları ülkeyi geriye, kaosa, yoksulluğa, eşitsizliğe, mutsuzluğa ve ortaçağa götürmektedir.

Ak partiye göre eğitim sistemi oy devşirmeye, partili kazanmaya, ideoloji yerleştirmeye yönelik, parti çıkarlarına hizmet eden en önemli bir aparattır.

CDP iktidarında mesleki ve teknik eğitimin, iş ve istihdam politikalarının kaliteli, işlevsel ve şeffaf hale gelmesi ve yaygınlaştırılması için kapsamlı bir idari, hukuki, mali ve teknik reforma gidilecektir. CDP iktidarıyla mesleki ve teknik eğitim sözde değil özde öne çıkarılacak, bu yönde çağdaş bir müfredat yenileme çalışmaları yapılacak, tüm okul kademelerine kadar yaygınlaştırılacaktır.

CDP iktidarıyla ayrım gözetmeksizin talep eden her kesime geniş tabanlı sektörel eğitim verilecek, modüler yapısıyla esneklik özelliğine sahip ve çalışma yaşamının ihtiyaçlarına cevap verebilen bir mesleki ve teknik eğitim sistemi için planlı ve programlı sistemik reformlara gidilecektir. Bu paralelde Yükseköğretim sisteminde de çeşitliliği ve uzmanlaşmayı sağlayan, öğrencilerin yaratıcılığını ve kimliklerini ön plana çıkaran, eğitim kurumlarının birbirleriyle tamamlayıcı rekabet edebilmelerine fırsat tanıyan özgün bir Türkiye Mesleki Eğitim Sistemi uygulanacaktır.

Türkiye’nin eğitimde iddialı ve tutarlı hedefleri ortaya koyması gerekiyor. Eğitim politikaları ve uygulamaların uyum içinde olması şart. Eğitimde politik tutarlılık ve girişimcilik, liderlik çok önemlidir. Türkiye’nin okullara ve eğitim bölgelerine daha çok özerklik ve özgürlük tanıması gerekiyor. Türkiye’nin CDP iktidarıyla ancak küreselleşen dünyanın gerçekliğiyle ve çok kutuplu rekabetiyle başa çıkabilecek becerileri kazandıran kaliteli bir mesleki ve teknik eğitim sistemini kuracak ehil ve liyakatli bir eğitimci yönetim kadrosu kurmaktan başka çaresi kalmamıştır.

Ak Parti iktidarlarınca yıllardır kanatılan böylesi derin ve şiddetli bir yara haline gelen eğitim konusunda birbirini tamamlayan, zaman israfına ve tekrar denemeye müsaade etmeyecek bir şekilde sistemde bir değişim ve gelişime uyumlu bir formülle yol alınacaktır.

Eğitim sistemimizi deneme tahtası, öğrencileri de kobay olmaktan kurtaracak gerçekçi, köklü ve cesur adımlarla dünyanın en modern ve kaliteli eğitim sistemi inşa ve ihya edilecektir. Türkiye, eğitim sistemini, tarihi misyonu doğrultusunda, küresel ve bölgesel stratejik hedefleriyle bütünleştirerek Avrupa Birliği standartlarının da üstüne çıkaracaktır. Yaygın, eşitlikçi, bilimsel ve kaliteli eğitim sağlandığı sürece Türkiye sosyal, ekonomik ve siyasi tüm sorunlarını çözecektir. CDP olarak tüm çabamız, iyi yetişmiş ve bu ülkeyi daha iyilere taşıyacak yeni nesiller yetiştirmektir.

h) Türkiye siyasi, askeri ve ekonomik alanda talip olduğu gücü ve refahı toplumsal olarak eğitimli bir sınıf ile yönetebilir. Zira bilimsel, demokratik, adil ve eşitlikçi fırsatlar sunan özgün bir eğitim sisteminden geçmemiş bir toplumla elde edilen refah ve milli zaferler büyük ölçüde çürüme getirir ve kalıcı olamaz. Türkiye bugün bu olumsuzlukları ve yozlaşmayı kısmen de olsa yaşıyor ve görüyoruz.

Sermaye, bürokrasi ve siyasetin elitleri hariç vatandaşların çok büyük bir bölümü daraltılmış ve baskılanmış Türkiye şartlarında eşitlik, adalet ve fırsat yaratamadığı için kendisini suçlu hissediyor ve suskunlaşıyor. Halk adalet, eşitlik, şeffaflık, dürüstlük, onurlu yaşam gibi temel ve elzem taleplere karşı kayıtsız yahut yeterince ısrarcı olamıyor. Çekirdek mantığında kaderciliği öğütleyen eğitim sistemimiz, bunun en önemli sebeplerinden birisidir.

Türkiye’deki Ak Partili eğitim sistemiyle modernleşme ve teknolojikleşmenin ahlaki çürüme ve manevi yoksullaşmayı da beraberinde getirdiğini görüyoruz. Gelir dağılımı uçurumu, yolsuzluk ve torpil gibi konularda en geri ülkelerle yarışan Türkiye’de bireycil gelecek umutları, kadercilik ve öte dünya vaatleri ile halkın meşru tepkilerinin önü kesilmiştir. Sulandırılan, ılımanlaştırılan İslam’da sömürücü egemenlerin çıkarlarına hizmet eder hale getirilmiştir.

Manevi kalkınma iddiası ile yola çıkan Ak Parti iktidarı döneminde, dizginsiz, kuralsız ve tek tipçi dini ideolojiyle dayalı neoliberal eğitim zihniyeti, değerleri ve kültürü damgasını vurmuştur. Eğitim sistemindeki ilişkiler Ak Partililerin çıkar, patronaj ve rekabet ilişkilerine dönüşmüştür. Eğitim yönetimine yön veren temel güdü adam kayırma, özel okulculukla zengin olma, kamunun eğitim varlıklarını yağmalama ve ideolojik rant, oy devşirme olmuştur. Hibrit ve GDO’lu din eğitimi sayesinde ‘Darül Harp’ zihniyeti nedeniyle toplumsal kuralsızlık, hukuksuzluk hatta yolsuzluk ayıplanması, kınanması, cezalandırılması gereken davranışlar olmaktan çıkartılmıştır. Sonuçta Türkiye bir skandallar ve yolsuzluklar ülkesine dönüşmüştür.

Lakin CDP İktidarı ile birlikte hemen eğitim sistemimiz dayatma ve dogmalardan kurtulacaktır. Türkiye'nin önü hemen ve çok büyük bir şekilde açılacaktır. Eğitim sistemimiz anaokulundan üniversiteye kadar baştan sona kadar yeniden formatlanacak, demokratikleşecek ve Türkiye bilimin, aklın rehberliğinde huzur, barı ve sevgi ile muasır medeniyet düzeyinin üzerine çıkacaktır.

CDP iktidarıyla birlikte Anadolu’nun dezavantajlı çocukları ve özellikle kız çocukları kaliteli ve çağdaş eğitim hizmetlerinden en çok pay alacaktır.

CDP iktidarıyla birlikte eğitim sistemi çok başlı görüntüsünden kurtarılarak geleceğin bilinçli, kendine güvenen, fikri hür vicdanı hür, en çağdaş beceri ve donanıma sahip bireylerini yetiştiren bir nitelik kazanacaktır.

CDP iktidarıyla özellikle öğretmen yetiştirme – atama- terfi sistemi ve politikalarına önem verilecek, dünyanın en nitelikli, bilgili, donanımlı ve mutlu öğretmenlerinin ülkesi Türkiye olacaktır.

İşsizler ordusu yetiştiren kurumlar haline gelen ve alt yapısı hazır olmadan açılan üniversiteler ve Yüksek Okullar biran önce çağdaş ve akredite eğitim veren nitelikli kurumlar haline getirilerek bu utanılası görüntüsünden kurtarılacaktır.

12 Eylül darbesinin mirası olan ve bugün dahi üniversitelerimize baskı ve antidemokratik uygulamaları dayatan YÖK derhal kaldırılacak, bilimsel eğitim veren özgür üniversitelerin önü açılacaktır.

Üniversitelerimizdeki öğretim görevlilerinin önündeki pek çok idari engeller, torpil, kayırma ve kamplaşmaların etkisinden kurtarılarak araştırma ve eğitime odaklı çalışma imkânına sahip hale getirilecektir. Bu bağlamda beyin göçünün engellenmesi de sağlanacaktır.

CDP iktidarıyla birlikte Yükseköğretim yurtlarının yeterli, kaliteli ve çok ucuz hale getirilmeleri ve öğrencilerin toplu taşıt araçlarından ücretsiz faydalanmaları sağlanacaktır.

CDP iktidarı ile birlikte MEB bütçesinin milli gelire oranı en az iki kat arttırılacak başlangıç olarak OECD ortalamasına (%6) derhal çıkarılacaktır.

Devletin imkân ve kaynaklarının devletin okulları yerine özel okullara aktarılması uygulamasına derhal son verilmeli, eğitime yeterli bütçe, bütün okullara ihtiyacı kadar ödenek gönderilecektir.

CDP iktidarıyla birlikte MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan payda 3 katına çıkarılacak, eğitimi piyasalaştıran tüccar eğitimci zihniyete izin verilmeyecek, MEB tarafından tüm dini vakıf ve cemaatlerle yapılan her türlü ortaklık, proje iptal edilecektir.

Kadrolu - sözleşmeli – ücretli - vekil öğretmenlik gibi çeşitlendirilmiş istihdam modelleri kaldırılarak her türlü eşitsizlikçi, güvencesiz ve adil olmayan öğretmen istihdam uygulamalarına son verilecektir.

CDP iktidarıyla birlikte aile ve çocuk yardımı başta olmak üzere, sosyal yardımlar gerçek değer ve kişi sayısı kadar belirlenecek ve ayrımsız olarak ihtiyacı olan her kişiye koşulsuz ödenecektir.

Eğitime hazırlık ödeneği sadece öğretmenlere değil, tüm eğitim çalışanlarına yılda iki bir maaş tutarında verilecektir. Tüm okullarımızdaki öğretmen, akademik personel, memur, güvenlik ve yardımcı hizmetli açıkları derhal kapatılacaktır.

Tüm öğretmenlere, tüm eğitim ve bilim hizmetlerinde çalışanlara insan ve mesleki onurlarına yakışır bir ücret ve saygın, sağlıklı çalışma koşulları sağlanacaktır.
GÜRKAN AVCI / DESAM BAŞKANI - 07.01.2019

15 Kasım 2018 Perşembe

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN TEMELLERİNİ ÇOK SAĞLAM VE KALICI, DENGELİ BİR YAPI ÜZERİNE KURMUŞTUR. "Ahmet Nedim KAYA, Mimar ve İç Mimar" - Ne kapitalizm, ne sosyalizm, ne ırkçı şovenist milliyetçilik nede Arap kültüründe yozlaştırılmış bir islamcılık/dincilik devletin temellerine harç olarak konulmamıştır. Ancak devletin kuruluş ilkeleri altı madde halinde düzenlenmiş ve bu altı ok daha sonra o günün tek partisi olan 10 yaşındaki CHP'nin amblemi olmuştur.

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN TEMELLERİNİ SAĞLAM VE DENGELİ BİR YAPI ÜZERİNE KURMUŞTUR.
Ahmet Nedim KAYA 
Mimar ve İç Mimar
Ne kapitalizm, ne sosyalizm, ne ırkçı şovenist milliyetçilik nede Arap kültüründe yozlaştırılmış bir islamcılık/dincilik devletin temellerine harç olarak konulmamıştır. 
Ancak devletin kuruluş ilkeleri  altı madde halinde düzenlenmiş ve bu altı ok daha sonra  o günün tek partisi olan 10 yaşındaki CHP'nin amblemi olmuştur.

BU ALTI MADDE VE ALTI OK ŞUNLARDIR.
1)CUMHURİYETÇİLİK:
Yönetim biçimi olarak millet egemenliğine dayalı, cumhuriyet rejimini ön görmek ve bunu bir yaşam biçimi olarak benimsemektir.Atatürk,Cumhuriyet için ;"Türk Milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare"ifadesini kullanmıştır. Türk devrim sürecinde 29Ekim1923 Cumhuriyetin ilanı olmuştur.
Cumhuriyetçiliğin özellikleri nelerdir ?
1.Halkın kendi kendisini yönetmesi ilkesine dayanır.
2.Çok partili sistemi ön görür.
3.Cumhuriyet yönetiminin temeli bağımsız ve özgür seçimlerdir.
4.Yasaları koyacak kişiler yani Meclis halk tarafından seçilir.
5.Sınıf ve cins ayrımı olmaksızın herkesin yönetime katıldığı yönetim biçimidir.
2)MİLLİYETÇİLİK:
Atatürk ilkesi olarak Milliyetçilik ;
1.Aklı ve bilimi esas alır.
2.Irkçılığı ve ümmetçiliği reddeder.
3.Halk arasında birlik ve beraberlik duygusunu güçlendirir.
4.Ulusal bağımsızlığı savunur.
5.Milli çıkarlar, kişisel çıkarların önünde tutulur ve ulusa bağlılık, fedakarlık gerektirir.
6.Kültürü korumak, devam ettirmek esastır.
7.Din, dil, ırk ayrımı yapmadan, "Türküm" diyen herkesi Türk kabul eder.
8.Manda ve sömürgeye karşıdır.
3)LAİKLİK:
Laiklik kısaca, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Laiklik, devletin, vatandaşlarıyla olan ilişkilerinde inançlara göre ayrım yapmaması ve ayrıca herhangi bir inancın özellikle de bir toplumda egemen olan inancın, aynı toplumda azınlıkların benimsediği inançlara baskı yapmasını önlemesi demektir. Felsefi olarak ; İman ve inancın yerine, aklın egemenliğini kabul eden bir inanç sistemidir.
(MAİDE SURESİ 5/42:"Resulüm ! eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hüküm ver.Şüphesiz Allah, adaletli davrananları sever." 
SAD SURESİ 38/26 : "Davud ! Biz seni ülkede hükümdar yaptık, sen de insanlar arasında adaletle hükmet, keyfine/nefsine uyma ki seni Allah yolundan saptırmasın."
NİSA SURESİ 4/58 : "Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Allah bununla ne de güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitendir, her şeyi görendir."    
Hukuki anlamı; Somut olarak devlet ile dinin birbirine karışmaması olarak ifade edilebilir.
Siyasi anlamı ; Siyasal iktidarın, dinsel kudret ve otoriteden arındırılarak bağımsız hale getirilmesidir. 
4) İNKILÂPÇILIK: 
Atatürk'ün ifadesi ile "Türk milletini son yüzyıllarda geri bırakmış olan kurumları yıkarak yerlerine, milletin en yüksek uygar gereklere göre ilerlemesini sağlayacak yeni kurumları koymuş olmaktır." Bu devrim anlayışı, bilim ve tekniğin ışığında sürekli bir çağdaşlaşmayı öngörür. Bu nedenledir ki atılımlarda kararsızlık ve şüphe yerine inanç ve değişmez karar söz konusudur.
5) HALKÇILIK: 
Türk inkılabının halkçılık anlayışı, liberal kapitalizmin bireyselciliğine karşı olarak konulduğu gibi, Marksist teorinin halkçılık anlayışından da farklıdır.
Çünkü Atatürk ; "Biz sınıfsız ve kaynaşmış bir toplumuz." demiştir. Atatürk'ün  anlayışında halkçılık; siyasi, ekonomik ve toplumsal uygulamalarda halkın çıkarlarının ön planda tutulmasını öngörür.Atatürk'ün halkçılık anlayışı ;
"Biz memleket halkı, kişi ve çeşitli sınıf mensuplarının birbirlerine yardımlarını aynı kıymet ve nitelikte görüyoruz. Hepsinin menfaatlerinin aynı derecede ve aynı eşitlik duygusu ile karşılanmasına çalışmak isteriz.Bu şeklin, milletin genel refahı, devlet bünyesinin sağlamlaştırılması içindaha uygun olduğu kanaatindeyiz. Bizim düşüncemizde, çiftçi, çoban amele tüccar, sanatkar, asker, doktor , kısacası herhangi bir sosyal müessesede çalışan bir vatandaşın hak, menfaat ve hürriyeti eşittir.(1929)
6) DEVLETÇİLİK ; 
Atatürk'çü düşüncenin devletçilik ilkesi, Kurtuluş Savaşı'ndan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra, memleketin en kısa zamanda kalkınması sürecinde, özellikle ekonomik alanda bireylerin yapamayacağı bazı işleri devletin üzerine alması esasına dayanır.
Ahmet Nedim Kaya

8 Kasım 2018 Perşembe

CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR HAREKETİ: AÇILIM, TANITIM, AMAÇLAR-GEREKÇE, İLKELER VE HEDEFLER (Bu metin baz alınmak suretiyle "ekleme, eleştirme, öneri-katkı ve tamamlama" yapılacak. Bütün arkadaşlarımız ve ilgilenen Saygıdeğer Vatandaşlarımızın, değerli öneri, eleştiri, katkı ve yorumlarını "gercek.demokrat@hotmail.com" adresine göndermelerini önemle rica ederiz. Saygı ve şükranlarımızla...

CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR HAREKETİ
“AÇILIM, TANITIM, AMAÇLAR/GEREKÇE, İLKELER VE HEDEFLER”

TANIM (BİZ KİMİZ)
Cumhuriyetçi Demokrat Parti, halkın mutluluk, zenginlik, güvenlik, hürriyet ve refahı için; Devlet idaresinde millet iradesini hâkim kılmayı; Ulus Devletin özgürlük, bağımsızlık, hukuk ve hükümranlığını Misak-ı Milli Sınırları dahilinde temin ve tesis ederek; Kadim gelenek ile müsakbel gelecek arasında sağlam/sarsılmaz köprüler kurmayı amaçlar. Namuslu, dürüst ve demokrat; İlkeli, onurlu ve sorumlu; İktisadi, siyasi ve sosyal; Atatürkçü bir halk hareketidir.
Cumhuriyetçi Demokrat Parti; 09 Eylül 1923 tarihinde Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), Celâl Bayar, Prof. Fuad Köprülü, İsmet İnönü ve Refik Saydam tarafından kurulan Halk Fırkası’nın 10 Kasım 1938’e kadar olan bölümüne karşılık gelen dava, manâ ve misyon süreci ile;
7 Ocak 1946’da Celal Bayar, Fuat Köprülü, Adnan Menderes ve Refik Koraltan tarafından; Mustafa Kemal Atatürk’ün (8 Kasım 1937 günü TBMM’de Hükümet Programını açıklayan) Başbakan Celâl Bayar’a hitaben: “Millete yepyeni bir program bildirdiniz. Bu program benim millete söz verdiğim programdır. Celâl Bayar ve arkadaşları benim millete söz verdiklerimi yapacaklarını bana ve millete söz verdiler. Ben, milletle birlikte Celâl Bayar ve arkadaşlarının programının nokta nokta uygulandığını izleyeceğim. Daha iyi açıklayayım: Ben Türkiye Cumhurbaşkanı Atatürk ve Türk milleti, Başbakan Celâl Bayar’ın ve onun hükümetinin programını izliyor ve fiilî sonucunu görmek istiyoruz”. (Ayın Tarihi; 1937, Sayı: 48, s.63) hitabına mazhar, muhatap ve müyesser (tarihi gelenek sürecinde ruhlanan eser) olarak kurulan tarihi ve kadim Demokrat Parti (07 Ocak 1946 – 27 Mayıs 1960) ile Bizzat Mustafa Kemal (ATATÜRK) tarafından kurulan (09 Eylül 1923-10 Kasım 1938) dönemi Cumhuriyet Halk Fırkası'nın bileşkesi ileri, çağdaş, modern ve güncel sentezidir.
AMAÇ
Siyasi mücadelesine “Özgürlük, tam bağımsızlık, hür, hâkim ve hükümran Devlet” ideal ve inancı, azim-irade ve kararlılığı ile başlayan Halk Fırkası ile ‘Yeter! Söz milletindir’ haykırışı, ilkeli duruş ve direnişi ile sulta, dikta ve haksızlığa baş kaldıran Demokrat Parti özünde halkın bağrından fışkırmış, halka, hak’a, adalet, hukuk ve demokrasiye dayalı evrensel barış ve milli uyanış hareketleridir. Cumhuriyet tarihinin en köklü kurucu ve koruyucu unsurları olan Halk Partisi ile Cumhuriyeti Demokrasi ile taçlandıran Demokrat Parti, siyaseti insan için; İnsanın maddi-manevi, ilmî-kültürel, sosyal-siyasal ilerleme/kalkınma ve gelişmesini; Çağdaş-güncel normlarda hayata geçirmek ve gerçekleştirmek için yapmıştır. Bu uğurda asgari müşterek, temel değer, hedef, ilke ve amaçları:, Cumhuriyetin esas, usul-unsur, Adalet ve Hukukun olmazsa olmaz norm, standart ve değerleri çerçevesinde; Samimi, hakiki, saydam ve bilimsel; Namuslu-dürüst, gerçek demokrasiyi hayata geçirecek, hiç bir ayrım gözetmeden halkımızın tamamını, her türlü siyasi, sosyal, ekonomik zulüm ve baskıdan arınmış, özgürlük, hak-hukuk, adalet ve güvenlik ortamına kavuşturmak suretiyle: Aziz Türk Milletini gerçek başarı, birinci sınıf devlet, zenginlik, refah ve mutlulukla muasır medeniyet seviyesine ulaştıracak ortam ve şartları oluşturmaktır.
GENEL DURUM VE ÇÖZÜM
Yirminci yüzyılın başlarında imparatorluklar dağılırken, ortaya çıkan bir ulus devlet olan Türkiye Cumhuriyeti, bir asır sonra, yirmi birinci yüzyılda yoluna devam ederek kurucu önderin hedef olarak ortaya koyduğu, “sonsuza kadar var olma yolunda” kendini yenileme noktasına gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti ulus devleti, varlığını temsil eden kurucu liderliğin “Türk ulusunun” egemenliğini sağlamak amacıyla kurulmuş, kendine özgü bir devlet modeli olup; Demokratik, laik ve sosyal, tam bağımsız, hür ve hükümran bir hukuk devletidir.
Ancak, Devletin kuruluşundan bu yana, yıllar geçtikçe milli mücadelenin heyecanı yitirilmiş, coşku yok olmuş; Zamanla umutlar boşa çıkmış ve halkın tutunduğu dallar kırılmıştır. Batıya yaklaştıkça çılgınca tüketim eğilimi artmış, üreterek kazanma hevesi söndürülmüş; Toplumun geleneksel dokusu bozularak insancıl değerler yıkılmıştır. Yaşadığımız coğrafyanın getirdiği ikilemler aşılamamış, giderek kutuplaşmalar daha da tırmanarak kesinleşmiş; Cumhuriyetin kuruluşundan gelen kamu yararı kavramı bir yana itilmiş, kamuya hizmet anlayışı terk edilmiş özel çıkarlar doğrultusunda kamu yönetimi yozlaştırılmıştır. Emperyalist çıkarlar yönünde dışarıdan bağımlı bir ekonomik yapı dayatılmış ve ülkenin yeniden yarı sömürge durumuna düşürülmesi yönünde içeride bir düşünce terörü estirilmiştir. Batı hegemonyası geliştikçe, sömürgeleşen ülkede niteliksizlik her alana yayılmış; Dış baskılar sonucu zayıflayan devlet bünyesinde demokrasi cumhuriyeti kemirmeye başlamış ve cumhuriyet rejimi fazlasıyla yara almış ve çağdaş cumhuriyet rejimi bu noktada tasfiye edilme aşamasına getirilmiştir.
Her yönü ile çürüyüş ve çöküşe mahkûm edilmek istenen Türk devletinin, yeniden toparlanıp uluslar arası alanda eskisi gibi güçlü olabilmesi için, Türk ulusu ve devletinin bir diriliş çıkışı zorunlu olmuştur. Akla, bilime ve Türk halkının ulusal çıkarlarına uygun olacak bir yeni çıkış için, cumhuriyetin yenilenmesi ve bu doğrultuda yeni bir programın ortaya konulması şarttır. Dünyanın tam ortasında inkılâpçı bir atılımla kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyetinin tekrar dirilebilmesi için, yarım kalan Türk inkılâbının bir program ile tamamlanması gerekmektedir. Dışarıdan bir küresel saldırı ile karşı karşıya kalan Türk devletinin, içinde bulunduğu dönemi doğru değerlendirerek, tam bağımsızlığı bütün yönleriyle koruyacak bir ulusal çıkış yapması zorunludur. Yirminci yüzyılın ulus devletler çağını iyi değerlendiren Türk Milleti’nin yoluna, anayasasının başlangıcında yer alan “temel ilkeler” doğrultusunda yeni bir cumhuriyetçi program, açılım ve atılımla devam etmesi zorunludur.
Demokrasi adına cumhuriyet devletinin tasfiyesini dayatan küresel emperyalizme karşı ulus devletin gücünü artırmak ama bunu yaparken, demokratik rejime bağlılığı koruyarak hareket etmek, Türk ulusunun önüne yeni bir sınav daha çıkarmaktadır. Her türlü demokrasi dışı ve ara rejim girişimlerine, milli egemenlik adına karşı koyacak güçlü bir ulusal refleksin devreye girmesiyle, Türkiye Cumhuriyeti, geleceğe dönük yeni yapılanmasını gerçekleştirebilir. Zira devletin kurucu önderi Atatürk’ten gelen inkılâpçı birikim Türk ulusuna yön göstermektedir. Sonuçta Türk devleti, istiklâl savaşından gelen çağdaşlığa yönelim ve uygarlıkçı tutumunu sürdürecek; Atatürk döneminde Halkçılık programı ile başlayan siyasal mücadelesini, bugün yeni bir cumhuriyet programı ile tamamlayarak yoluna devam edecektir. Neredeyse bir asra yaklaşan bir sürede var olan Türkiye Cumhuriyetinin, varlığını istikrarla devam ettirebilmesi için, Devletin bozulan, çürüyen ve aksayan yönlerinin giderilmesi, toplumun karşı karşıya kaldığı sorunların çözülmesi şarttır. Günün gelişmiş ülkeleri ile baş edebilecek düzeyde güçlü bir Türk devletinin yeniden yaratılabilmesi için cumhuriyetçi bir atılımı gerçekleştirecek bir cumhuriyet projesine ve acilen hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır.
İLKELER
Cumhuriyetçi Demokrat Parti: Siyaseti; milli, manevi, ilmi, ahlâki, edebi, fikri değerlerde doğruluk - dürüstlük ve erdem temelleri üzerine inşa eden ve onu; İnsanı mutluluk, güvenlik ve refaha ulaştıracak zaman-zemin, ortam ve süreç hazırlama hizmeti olarak yapmayı amaçlayan,
Ülke ve millet bütünlüğünün, asgari müşterekler ve toplumsal yararların demokrasi, ortak akıl ve uzlaşma kültürü bağlamında oluşturulacak kaynaşma, anlaşma, yardımlaşma ve dayanışma ile milletle işbirliği yoluyla gerçekleşeceğine inanan; Fikir, inanç, söz söyleme, yazılı açıklama, duyuru ve teşebbüs hürriyeti ile haber alma, haber yayma, örgütlenme benzeri “temel özgürlük ve güvenlik garantilerini” insanın evrensel değer, hukuk ve hakları olarak tanıyan, tanımlayan, ileri süren ve savunan,
İnsanın evrensel değerlerine,“Yaşama, beslenme, barınma, öğrenme, inanma ve inandığı gibi yaşama; Onurlu ve sağlıklı bir hayat sürme Hakkı”, adalet ahlâkı ve hukukun üstünlüğüne dayalı, çoğulcu ve katılımcı demokrasiyi, en ideal, uygun ve insani kamu düzeni ile yönetim biçimi olarak kabul eden,
Şu kadar ki: Cumhuriyeti Fazilet Rejimi ve Demokrasiyi “doğrusal yönde hareket eden, iyi insan, iyi vatandaş, onurlu ve sorumlu, üretken yurttaş” biçiminde algılayan; Her derece ve düzeyde suç işlemeyi çok ciddi önlemlerle yasaklayan “insani” bir rejim olarak algılayan,
Adaletin mülkün temeli, bağımsız yargı ve özerk denetimin onun gücü, teminatı ve güvencesi olduğuna, yurttaşların devlet karşısında, yasa ve yargı önünde mutlak eşitliğine inanan, imkân ve fırsat eşitliği ile sosyal devlet, sosyal adalet ve evrensel hukuk ilkelerini benimseyen; Nasıl ki kanunlar Anayasaya aykırı olamaz ise; Anayasanın da insan haklarına asla aykırı olmaması gerektiğine inanan..
Milletin devlet için değil, devletin millet için “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” inanç, ilke ve uygulama bilinci için var olduğuna ve ülkenin ana dinamiğini bireylerin kamu kurum ve özel teşebbüslerinin “Hür teşebbüs ve serbest rekabet” düzleminde oluşturması gerektiğine inanan, devlet memurluğu kavramını “Millet Memurluğu” biçiminde niteleyen,
Devletin asli görevlerini; Ücretsiz “Eğitim, Sağlık, Adalet”, dış güvenlik, huzurlu, güvenli ve sürdürülebilir / istikrarlı toplum düzeni, sosyal devlet ve serbest pazarda temel politikalar ile karma ekonomiye yön vermek “Düzenleme, Destekleme ve Denetleme” olarak tanımlayan,
Kuvvetler Ayrılığı ilkesini: “Yargı, Yasama, Yürütme ve Denetleme” bağlamında dört ana kategoride temelleyen ve TBMM şahsında mündemiç özerklik üzerine kurmayı amaçlayan:, Günümüzde Milletvekillerine sağlanan bilumum ayrıcalık ve imtiyazları red ve sadece hakkı müktesepleri ve muadilleri ile eşit şartlar altında çalışmak kaydıyla kendilerini millete adayan idealist vatanseverler olarak tasarlayan ve plânlayan,
Siyasi mücadeleyi; Ülkeyi ve Milleti ileri götürecek gerçekçi program ve projeler üzerinde hoşgörü, ikna, inkılâp ve uzlaşmaya dayalı, bir hizmet ve erdem yarışı olarak kabul eden., Yedek Milletvekilliği ile siyasette çürüme, istismar, suiistimal ve yozlaşmayı önleyen,
Açık, adil, dürüst ve şeffaf delege seçimi ve Teşkilât Yoklaması dışında: İnsan Hakları, Eşitlik ve Adalet normlarına aykırı bütün aday tespit usullerini reddeden; Çarşaf Liste dışında aday listesi çıkartılmasını yasaklayan ve kesinlikle anahtar liste istismarına imkân vermeyen,
Siyasi partiler ve Sivil Toplum Kuruluşlarının, başta Hazine Yardımı olmak üzere, çeşitli ad ve namlar altında devletten para almasını kesinlikle reddeden; Milletin kendi inisiyatif, refleks ve kuruluşlarını, kendi katkılarıyla yaşatmasını ve hiçbir baskı, güdüm ve manipülasyon etkisi altında kalmadan “anayasa ve kanun çerçevesinde” özgürce sürdürmesini savunan,
Halkın yönetime fiilen katılmasının demokrasi için hayati bir önem ve değer taşıdığına, bu amaçla iyi yetişmiş kadro ve genç kuşakların “tabandan tavana” siyasete taşınması gerektiğine ve parti içi demokrasinin vazgeçilmez bir ilke ve mutlak takipli zorunluluk olduğuna inanan,
Ülkemizin, sorunlarını çözüp dünya’nın ileri, gelişmiş ve kalkınmış ülkeleri arasındaki seçkin yerini, bir an önce alabilmesi için devlet ve siyasetin, köklü bir yeniden yapılanma; değişim, dönüşüm ve rehabilitasyon programı ile “Cumhuriyetin kuruluş ayarları güncellenerek” ileri, çağdaş, atılımcı-açılımcı ve modern bir düzeye getirilmesini tek çıkış yolu olarak gören,
Cesur, yenilikçi, Atatürk ilkeleri ve Türk İnkılâbı doğrultusunda değişimi esas alan:, “Tarihi ve kadim Halk Fırkası ile bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından hazırlanan Demokrat Parti Programının bileşkesi ve güncel sentezi olan çağdaş bir program” ile Türkiye’nin ve Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının dünyanın ileri, gelişmiş, kalkınmış ve muasır medeniyetler ile birinci sınıf devletleri arasında yer alacağına kuvvetle inanan,
Yeniden yapılanma, rehabilitasyon ve değişim programı ile ana misyonu'nu “İnsana dayalı, üretim odaklı, refahı tabana yaymayı öngören proje, eser ve hizmet olarak belirleyen; İstiklal savaşındaki misak-ı milli ruhu, şuuru ve bütünlüğü ile Milli devletin tam bağımsızlığını garanti eden; Halkın özgürlük, zenginlik, mutluluk ve güvenlik haklarını koruyan ve ülkenin geleceğini demokratik bir atılım ile aydınlatacak “Yeni Cumhuriyet Programı’nı” milletle birlikte yüklenerek, bütün vatandaşlarımızla paylaşmayı hedefleyen ve başarmaya söz veren,
Ve bu amaçlarla ülkenin yönetimine talip olarak; Milletten hükümet ve iktidar isteyen; “Cumhuriyetçi, Demokrat, Atatürkçü ve Milliyetçi” Bir siyasi partidir.
PROGRAM VE PROJE HEDEFLERİ
Türkiye Cumhuriyetini “Ebed-müddet Devlet” emel ve ideali kaidesinde, emin adımlarla, tam bir istikrar, irade ve kararlılıkla atiye taşıyacak kudrette sağlam; Kuruluş kodları esas alınarak, Atatürk ilkeleri ve Türk inkılâbı doğrultusunda tamir, ıslah ve ihya ile yeniden yapılandırmak.
Devletin kaidesinde yükseldiği “ileri, çağdaş ve modern kurumlar ile bütün alan ve sektörleri, kamu idare ve idame cihazını” bu inanç, istinat ve ilmi siyaset çerçevesinde rehabilite, restore, imar ve inşa etmek. Başka bir deyişle: Cumhuriyeti, kuruluş ilkeleri esas alınarak ileri, çağdaş ve modern normlar çerçevesinde güncelleyip, orijinal fabrika ayarlarına yükseltmek.
En değerli varlığımız İnsan Unsuru ile Misak-ı Milli Akdi kapsamındaki Vatan Topraklarını; Milli Birlik, beraberlik, kederde ve kıvançta ortaklık; Akıl, bilim, adalet, hukuk ve demokrasi kültürü esas alınarak; Ulus Devlet olarak, tam bir onur, erdem, ilke, kararlılık ve sorumlulukla sahiplenmek, korumak ve kollamak
Türk Devleti ve Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün; Milli Siyaset, Milli Devlet ve sosyal hayatın temel esasları olarak vazettiği “Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılâpçılık” ilkeleri ile İnkılâp Kanunlarını ihya ederek fiilen hayata geçirmek:, Milleti, aralarında hiçbir ayrım, etnik, dini-mezhebi ve felsefi farklılık gözetmeksizin “tek bir bilek ve tek bir yürek olarak” Cumhuriyetçi, Demokrat, Atatürkçü ve Milliyetçi bir halk hareketinde toplanmaya çağırmak.
Başta Anayasa olmak üzere yürürlükteki mevzuatı; İnsan hakları, Eşitlik ilkesi, Adalet ahlâkı ve objektif Hukuk normlarına uygun hale getirmek; hayatı kolaylaştırmak, ülke ve devletimizi “özgürlük ve güvenlik içinde rahat; Geleceğe güvenle bakılabilir, huzur içinde yaşanabilir, mamur ve müreffeh” bir konum ve birinci sınıf dünya devleti düzeyine çıkartmak.
Milli Ekonomiyi “İzmir İktisat Kongresi” ve 1923-1938 & 1950-1960 dönemi icraat ve yasal mevzuatı esas alınarak: “İnsan Odaklı, Sosyal Devlet ve Ekonomik Bağımsızlık esaslı” ulusal bir tabana oturtmak. Vergi adaletini temin ve tesis etmek, kamu çalışanlarını bütünüyle vergi mükellefi olmaktan çıkartmak... Milli Eğitim, Adalet ve Sağlık hizmetlerini ücretsiz kılmak.
Uluslar arası ilişki, antlaşma ve bağlantıları: “Mutlak mütekabiliyet esasına dayalı, eşit-adil ve sürdürülebilir şartlarda, karşılıklı menfaatleri koruyacak biçimde” revize etmek, 1958 yılından itibaren 60 senedir devam eden “AB katılım sürecini”, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AT) mevzuatına döndürüp eşitlerin birliği ilkesine uygun olarak ticaret anlaşmasına dönüştürmek.
Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Yasalarını revize edip; Milli Delege ve bütün seçilmişlerin denkliği ve yedekliği sistemini getirerek, “Temsilde Adalet ve Yönetimde İstikrar” sisteminin “asla kesintiye uğramadan” yürütülebilmesini sağlamak. Buna göre:
A-ANAYASA VE DEVLET SORUNU
Devletin demokrasi esaslarına göre çalışması cumhuriyet rejiminin özüne ve ilkelerine hiçbir zaman aykırı olmamak zorundadır. Ulus devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin merkezi ve milli yapılanmalarını güçlendirecek bir milli idari reforma acilen gerek vardır. Ayrıca, I921 anayasasının uygulanması sırasında kurucu idarenin devletin taşra örgütünü denetlemek üzere tesis ettiği umumi müfettişlik kurumu yeni dönemde genel valilik olarak gündeme getirilerek, yerel yönetimler bakanlığı ile yerel yönetimler arasında bir uygulama köprüsü kurulacaktır.
Bu nedenle, acilen yeni bir kanun çıkartılarak bütün şehir uygulamalarına son verilecek ve Avrupa’da uygulanmayan yerel yönetimler özerklik şartının Türkiye’de kabulü ve hayata geçirilmesi kesinlikle önlenecektir. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesiyle birlikte, merkezi idarenin taşra örgütlenmesi de gündeme getirilecek milli idari reform sayesinde yeniden ele alınarak üniter devlet modeli çizgisinde güçlendirilecektir.
Yargı en üstteki yüksek organlardan en alttaki birinci derece mahkemelerine kadar her türlü siyasal baskı ve yönlendirmenin dışında hareket ederek, siyasal iktidarlar üzerinde hukukun denetimini kuracak; I961 anayasasında var olan çift meclis sistemi, siyasal iktidarın denetimi ve frenlenmesi için batı ülkelerinde olduğu gibi cumhuriyet senatosu yeniden tesis edilecektir.
Milli idari reform ile devlet yapısı daha da büyütülerek güçlendirilirken yeni bakanlıkların kurulmasına da öncelikle yer verilecek. Bunun için çeşitli bölgelerdeki etnik ve alt kimlikçi yapılanmalara karşı birliğin korunması doğrultusunda üst kimlik olarak Türklüğü benimsemiş vatandaşların devreye girerek, ülkede kopma eğilimlerine karşı denge kurmaları sağlanacaktır. Türklerin Türkiye’ye yeniden yerleşmeleri sağlanarak Türk toprakları ile Türk vatandaşları arasında kopmaz bağlarla yeni birliktelik devletin yeni bir yaklaşımı olarak geliştirilecektir.
Ankara merkezli yeni bir yapılanma planı sayesinde, Türklerin Türkiye’nin her köşesine yeniden dengeli bir biçimde yerleşmeleri sağlanarak, yeni kurulacak Göç Bakanlığı aracılığı ile iç ve dış göçler yolu ile yeni gelen insan topluluklarının ülkenin bütünleşmesine katkı sağlayacak düzeyde bir yeni yapılanmanın önü açılacak. Aynı bölgede kurulmuş olan Türk devleti de benzeri önlemleri alarak ülke ve devlet birliğini koruma hakkı kullanılacaktır. Zira üç kıta arasındaki merkezi alandaki emperyal gelişmeler ve nüfus hareketlerinin yeni devlet yapılanmalarını zorladığı için merkezi konumdaki Türk devletinin varlığını sürdürebilmek için kendini koruyucu önlemler alması sağlanacaktır.
B- ULUSLARARASI İLİŞKİLER VE DIŞ POLİTİKA
Dünyanın orta alanındaki yeni devletleşme projelerine karşı, Türkiye’nin öncülüğünde bölge devletlerinin bir araya gelerek dayanışma içerisinde Avrupa Birliği ya da Afrika Birliği gibi, aynı yönde Merkezi Devletler Birliğinin oluşturulması sağlanmaya çalışılacak; İngiltere’nin Yakın Doğu Konfederasyonu, ABD’nin Büyük Orta Doğu, İsrail’in Büyük İsrail Projelerine karşılık, Türkiye Cumhuriyeti de kurucu önder Atatürk’ün yolundan giderek, bölgenin diğer önemli devleti İran ile bira raya gelerek yeni bir Sadabat Paktını “Merkezi Devletler Birliği” olarak ortaya koyacaktır..
Ayrıca ikinci Bakü Kongresi toplanacak ve soğuk savaş sonrası dönemde merkezi alandaki devletlerin bir araya gelerek kendi ve bölge güvenlikleri için bir bölgesel ittifakın temelleri atılacak. Bakü merkezli bölgesel ittifakta Türk-İran ortaklığının temelini oluşturacağı bir bölgesel birlik içinde Irak, Suriye, Azerbaycan ve Gürcistan gibi komşu ülkeler katılacak. Altı bölge devletinin oluşturacağı merkezi Devletler Birliğinde NATO benzeri bir güvenlik örgütlenmesi CENTO adı ile yapılandırılacaktır. Böylece ikinci kez merkezi devletler bir güvenlik örgütünün şemsiyesi altında toplanarak hem bölgesel teröre, hem de üçüncü dünya savaşı girişimlerine karşı çıkabileceklerdir.
Merkezi alandaki çekişmeler sonucu terör giderek bir üçüncü dünya savaşını tırmandırırken, Atatürk’ün ana ilkesi olan “yurtta ve dünyada barış” ilkesi bu kez komşular arasındaki iyi ilişki ve dayanışma sayesinde Orta Doğu bölgesinde istikrar sağlanacak. Böylece, doğu ve batıda oluşan sekiz büyük millet imparatorluğunun orta dünyayı ele geçirmelerini önleyecek bir büyük devlet yapılanması sayesinde merkezi alana sürdürülebilir barış getirilebilecektir.
Sovyetler Birliği zamanında dış dünyaya kapalı kalan Türk dünyası ile yakın ilişkilerin önümüzdeki dönemde öncelikli olarak ele alınacak ve Türkiye’nin doğru çizgide doğuya açılımının Türk dünyası üzerinden sağlanacaktır. Türkiye kesinlikle Türk dünyası üzerinden doğuya açılmalıdır. Türkiye dünyanın jeopolitik merkezinde yer aldığı bilinci ile hareket ederek doğu-batı ve kuzey-güney dengelerine dikkat etmek zorundadır. Türkiye AB’ne üye alınmayacağını bilerek Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini geliştirecek, Avrupa dengelerini Arap ve İslam ülkelerine karşı kullanabilecek düzeyde esnek bir diplomasi ile bulunduğu yerdeki güçlü konumunu koruyacaktır. ABD ile ilişkilerde Türkiye’nin hiçbir zaman askeri üs ya da sınır karakolu olarak kullandırılmayacak, savaş alanlarına piyon ya da taşeron olarak sürülmesine izin verilmeyecektir.
C - EKONOMİ VE MALİYE
Özelleştirme adı altında devletin mallarına el konulmasına son verilecek. Bu doğrultuda kamulaştırma işlemine başlanarak, yeniden devletin kendi ekonomik alanına egemen olması sağlanacak; Özelleştirme kurumu kapatılarak, kamulaştırma kurumu oluşturulacak ve devletin elinden alınan bütün Kamu Ekonomik Kurumları yeniden kurulacak; Halkın ihtiyaç duyduğu ve yokluğunu açıktan hissettiği her alanda, yeni bir Kamu İktisadi Kuruluşu teşkil edilecektir.
Haksız, adaletsiz ve aşırı dengesiz bir ekonomik gidişe karşı çıkarak bunu durdurmak bir ulus devletin öncelikli görevidir. Acilen servet dağılımı yeniden ele alınıp, toplum kesimleri arasındaki anayasal eşitlik ilkesine daha yakın bir bölüşme sistemi tesis edilecek ve Devletin sahip olduğu ekonomik değerlerin, halka eşit ve adil ölçülerde dağıtımı sağlanacaktır.
Küreselleşme aşamasında devre dışı bırakılan Devlet Planlama kurumu yeniden eski işlevine kavuşturulacak ve bu kurumun sağlayacağı kalkınma planları doğrultusunda yeniden planlı ekonomiye dönülecek; İzmir İktisat Kongresinde, devletin kuruluşunda kabul edilen ulusal ekonomi ilkesinin her türlü emperyal ekonomik plana karşı kararlı bir biçimde uygulamaya aktarılması gerçekleştirilecek ve Devlet vatandaşlarına gelecek güvencesi sağlayacaktır.
İMF ve Dünya Bankası tarafından uygulanan borçlandırma ve kredilendirme programlarına derhal son verilerek, ulusal çıkarlar doğrultusunda bağımsız ekonomiye dönülerek kölelik düzenine bir son verilecektir. Batılı ülkeler ile şimdiye kadar imzalanan ve Türkiye’yi bir sömürge durumuna düşüren gizli ikili anlaşmalara son verilecek; Eşit ilişkilere dayanan yeni ekonomik açılımlar dünyanın çeşitli bölge ve ülkelerine karşı uygulama alanına getirilecektir.
Ayrıca, küresel kapitalizmin baskıları ile kapatılmış olan kamu bankaları yeniden açılarak, bankacılık sisteminin tekrar kamu bankalarının denetimi altına alınması sağlanacak; Başta Sanayi bankası Sümerbank, Konut bankası Emlakbank, maden bankası Etibank, Ticaret Bankası Türk Ticaret ve Oayakbank ile Denizbank yeniden kamu bankaları statüsünde kurularak, bankacılık sistemi, batılı emperyalistlerin sömürü aracı olmaktan kurarılacaktır.
Bu aşamada, Atatürk’ün bankası olan Türkiye İş Bankasının küresel sermayeye satılması önlenecek ve bankanın geleceğini güvence altına alacak yeni bir sistem geliştirilecektir. Özellikle ve önemle T.C. Merkez Bankasının statüsü yeniden belirlenecek ve bu bankanın sermaye yapılanmasının dış güçler tarafından kullanılması kesinlikle önlenecektir. Böylece, T.C. Merkez bankasının yeniden kurulmasıyla, hissedar konumundaki batılı emperyalist devletler ve şirketler, kurumun bünyesinden çıkartılacak:, Yüz yıllardır Türklerin elinde olan İstanbul kentinin, yeniden Bizans’a dönüştürülmesi planları doğrultusunda kurulmuş bulunan İstanbul borsası derhal kaldırılacak; Ankara yeniden Kuvayı Milliye’nin Ankara’sı olarak örgütlenerek, ekonomik bağımsızlık savaşı ile ulusal kurtuluş savaşı tamamlanmış olacak bu meyanda da ülkeyi bölmeyi ve geleceğin eyalet devletleri oluşturmayı hedefleyen Ekonomik Kalkınma Ajansları uygulamalarına son verilecektir.
Ülkemiz ekonomik alanda yüksek teknolojiye dayanan üretim düzenini “bağımsız ekonomisi için” acilen kurmaya mecbur olup; Avrupa Birliğine giriş sürecinde devre dışı bırakılan Türk tarımının yeniden ele alınarak ihya edilmesi zorunludur.
Uzay çağı ve geleceğin ekonomisindeki enerji ihtiyacını karşılayacak stratejik madenler, yeni bir ulusal madencilik projesi ile kamulaştırılacak ve sadece kamu yararına kullandırılacaktır.
Bağımsız bir ülkenin bütçesi ulusal gelir kaynakları ile yapılır. Tam bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti için, Türkiye’nin maliye ve ekonomisinin yeniden milli güçlerin denetimine ve Türk devletinin kontrolü altına girmesi temin edilecek; Ülke ekonomisinin güdümlü piyasalar üzerinden denetimine son verilerek, Türk halkının ulusal çıkarları doğrultusunda devlet merkezli bir uygulamaya geçilebilmesi için kamu sektörünün genişletilmesi sağlanacaktır.
D- EĞİTİM VE KÜLTÜR
Her ülke ve devletin kendi eğitim, öğretim ve kültürüne sahip çıkma, bunları yeniden üretme hakkı vardır. Bu hak gerektiği biçimde mutlaka kullanılacak; Türk ulusunun uluslaşma sürecinin tamamlanabilmesi için, Kültür Bakanlığının adı “Milli Kültür Bakanlığı” olarak değiştirilecek; Eğitim alanının bir kamusal alan olduğunun kabulü temin ve tesis edilecektir. Bunun benimsenmesi sonrasında eğitimin parasız olması ve toplumun her kesiminden gelen gençlere aynı düzeyde etkin ve kaliteli eğitim verilecektir. Türkiye cumhuriyetinin en önemli özelliklerinden birisi de eğitim birliğinin sağlanmasıdır. Gelişmiş batı ülkelerinde görüldüğü gibi, yaşam boyu eğitim programlarının geliştirilebilmesi için her şehir ya da ilçede yaşam boyu eğitim merkezleri kurulacaktır. Yüksek öğretim düzeni yeniden ele alınarak bugün gelinen aşamadaki bilgi düzeyi doğrultusunda yeniden bir değerlendirme yapılacak; Eğitimin yanı sıra kültür alanında da yeni atılımlar yapılacaktır.
E- SAĞLIK VE SOSYAL GÜVENLİK
Sağlık alanı insanların yaşam haklarını güvence altına aldıkları bir kamusal alandır. Sağlık ve yaşam haklarına uygun bir çizgide sağlık sektörünün yeniden güçlü bir kamusal alan olarak düzenlenecek; Devlet hastaneleri ile birlikte üniversite hastanelerine de el konularak bunların özelleştirilme görüntüsü altında Amerikan ilaç şirketlerinin kontrolü altındaki uluslar arası sağlık firmalarına devredilmeleri oyununa son verilecektir. Üniversite hastanelerinin yeniden rektörlüklere devredilerek tıp eğitim düzeninin yeniden kurulacak; Sağlıkta reformun, küresel şirketlerin çıkarları doğrultusunda değil, insan haklarının en üst düzeyde geliştiği bir aşamada sağlık hakkı doğrultusunda yeniden yapılandırılacaktır.
Koruyucu sağlık hizmetlerinin kişilere yönelik ya da çevreye yönelik olmak üzere iki başlık altında ele alınması ve zaman içerisinde gelişmeleri sağlanacak ve Türkiye’de giderek çevre kirliliğine sürüklenirken bir çevre makro planının acilen devreye sokulacak:, Dünyanın gelir dağılımı en bozuk ülkelerinden birisinin Türkiye olması dikkate alınarak, devletin sosyal güvenlik hizmetlerine bu açıdan da önem vererek yaklaşmasına çalışılacaktır. Açlık sınırında yaşayan orta tabakalar ile işsizliğe mahkûm edilen emekçi kitlelerin bütün sosyal giderlerinin devlet tarafından sırtlanması zorunlu hale geldiği gerçeği dikkate anılarak gereği yapılacaktır.
Bir İslam ülkesi olmamıza rağmen, kadının toplumdaki yeri ve statüsü her zaman tartışma konusu olmakta, Kadının siyasette, sosyal hayatta ve bürokraside konumu güçlendirilerek, kadın çalışan sayısının artırılması sağlanacaktır. Zira Kadınları erkeklere muhtaç durumdan kurtaracak düzeyde iş ve çalışma olanaklarına kavuşturmak insani ve hayati bir zorunluluktur. Yasalar ve hukuk makamları önünde erkeklerle birlikte eşit koşullara sahip olan kadınların, erkeklere karşı korunmaları ile de ilgili önlemlerin alınması için gerekenler yapılacaktır.
F- HUKUK VE DİN
Hukuk ve din alanlarının birlikte ele alınmalarında, ülkenin ulusal çıkarları açısından büyük yarar vardır. Türkiye Cumhuriyeti de bir anayasal devlettir ve anayasaya dayanan bir hukuk düzenin üzerinde kurulmuştur. Bu nedenle Türk devleti öncelikle bir hukuk devletidir ve her türlü işlemi kesinlikle adalet ahlâkı ve hukuka dayanmak zorundadır. İnsanlık düşmanı, hak ve adalet karşıtı Küreselleşmenin getirdiği hukuk uygulamaları, hukuk alanına yeni katkılar getireceğine, tam tersini yapmış ve büyük tahribatlara yol açmış olmakla bunlar tamir, imar ve yeniden “İnsan hakları, adalet ve objektif hukuk normları doğrultusunda” inşa edilecektir.
Örneğin: Kamu denetçiliği kurumu, idari yargıya paralel bir yapılanma getirerek uygulamada düplikasyonlara yol açmıştır. Hakemlik uygulamaları ise, küreselleşme sürecinde karşı tarafı yabancı olan kesimlere yaramış; Arabuluculuk uygulamaları da bir anlamda devletin resmi hukukunu devre dışı bırakan özel hakemlik kurumuna dönüşme eğilimi göstermiştir. Her üç yeni kurum, küresel emperyalizm tarafından desteklenerek bütün devletlere empoze edilirken, yerleşik devlet yapılarının üretmiş olduğu ulusal hukuk dışlanmış ve denetçi, hakem ve de arabulucu kişiler üzerinden hukukun bireyselleştirilmesi sağlanmak istenmiştir. Hukuka bireyselleşmeyi getirerek ulus devletlerin hukuk yapılarına zarar veren bu üç kurumun bir an önce kaldırılarak, ulus devlet hukukuna geri dönülmesi gerekmektedir.
Türkiye’de hem Müslümanların hem de gayrimüslimlerin, hem Sünnilerin hem de Alevilerin yaşaması din ve mezhep çekişmelerine neden olduğu için, cumhuriyetin kurucuları laik devlet düzeni içerisinde sorunu çözmek istemişlerdir. Bu nedenle, Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili kanun yeniden düzenlenerek bu kurumun çatısı altında Dinler Yüksek Kurulu ile Mezhepler Yüksek kurulu gibi iki ayrı yüksek kurulun getirilmesi ve bu organlarda dinler ile mezheplerin ayrı ayrı temsilcilerinin katılması, ülkede yaşanmakta olan çekişme ve çatışmaların aşılması açısından yararlı olacaktır. Avrupa’da 2 bin yıl boyunca yaşanan din ve mezhep kavgalarının Orta Doğu’ya taşınması, üçüncü dünya savaşı tehlikesi nedeniyle kesinlikle önlenmelidir.
GÜNCEL SEBEPLER VE HAREKETİN DİĞER GEREKÇELERİ
Bu gün itibarıyla Devlet; Bütçesi dâhil bütün kurum ve kuruluşları ile rayından çıkmış, dış borçlar nedeniyle kamu varlığı ipoteklenmiş ve iflas etmiş bir görünümdedir. Her geçen gün borçlar artmakta, ülkenin üretim ve yatırım potansiyeli, giderek ithalata dayalı tüketim, lüks ve israf ile vahşi kapitalizmin Rant ekonomisine akmakta; Başta tarım, hayvancılık ve yerli sanayi olmak üzere, bütün alan ve sektörlerde üretim iflâs noktasına doğru sürüklenmektedir. Tahammül edilemez boyutlara varan Hayat Pahalılığı çekilmez ve dayanılmaz hale gelmekte, müzmin ve aşırı enflasyon kamçılanmaktadır. Üst üste gelen bunalım, buhran ve krizler, ülke şartlarını 1939 (İkinci Dünya Savaşı)’dan daha geriye götürmüş ve yeniden Atatürk’ün Halk Partisi ve kadim Demokrat Parti aranır mumla olmuştur.
Halk, dünyada yıllardır unutulan vahşi kapitalizm ve mevcut zihniyetin işbirlikçisi İnsanlık düşmanı emperyalizmin ve bunun doğal sonucu olan: Hayat pahalılığı, İşsizlik, Olağanüstü Hal yönetimleri, dikta, sulta ve enflasyonun pençesinde kıvranmaktadır. Boyutları her yıl büyüyen kayıt dışı ekonomi, aşırı vergi kaçakları ve adaletsiz vergi yükü Türkiye de haksız kazançları ve mafya-medya-siyaset sacayağını egemen kılmakta; İhracat hızla artan ithalatı takip edememekte ödemeler dengesinde cari açık büyümektedir. Bavul ve sınır ticareti ile Turizmden elde edilen döviz gelirleri tehlike sinyalleri vermekte, sıcak para girişinin seyri de buna eklenince, ülkemiz henüz bir kriz bitmeden diğerine sürüklenmektedir. Ülke, ekonomik-sosyal, siyasal, etnik, dinsel ve kültürel patlamalara açık bir hale getirilmiştir:
Gelir dağılımı hızla, tehlikeli bir biçimde bozulmakta, zenginler ve fakirler arasındaki uçurum artmakta, fakirlik ve işsizlik yaygınlaşıp derinleşmektedir. Ülkenin asırlarca barış ve mutluluk içinde birbiri ile ahenk halinde götürdüğü ekonomik, dini, etnik, sosyal ve kültürel çeşitlilik ve farklılıklar, bugün toplumda gerilim ve çatışma doğurabilecek boyutta kronik sorunlara dönüştürülmektedir. Sosyal Barış ve Huzuru tehdit eden kutuplaşmalar, aşırılıklar, sosyal çatışmalar, rüşvet, iltimas, adaletsizlik ve terörizm yaygınlaşmakta ve hızla derinleşmektedir. İnsanlarımızın birlikte ve bir arada var olma gelenek ve yetenekleri, birbirinin varlığını tehdit eder hale dönüşmüş bulunmaktadır.
Hızlı göç, savaş ve kriz alanlarından sığınmacı akını ve buna paralel çarpık yerleşme; Aç ve çıplak, işsiz-güçsüz yığınların işgali büyük yerleşim merkezlerinin korkulu rüyası olmuştur. Altyapısız ve düzensiz şehirleşme; Plânsız-programsız ve disiplinsiz yerleşme ile Ülkenin geleceği için büyük önem taşıyan eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik sistemleri felce uğrayıp çökmüş ve çağın gerisinde kalmış olup; Şu hale nazaran ülke ve milletin geleceği için önemli ve ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Başta mevcut siyaset kurumları olmak üzere: Bazı devlet kurumu ve politika kuruluşlarının kadro, davranış ve yönetimlerine duyulması gereken güven kaybolmuştur: Bunların halktan kopuk, oligarşik bir görünüm kazandıkları kanaati derinleşmekte, geciken veya çalışmayan “Adalet ve Yargının” yerini çeşitli mafya, silâhlı güç ve şiddet kuruluşlarının aldığı, iddiaları yaygınlaşmaktadır. Ayrıca Türkiye Dış politikada gittikçe derinleşen bir yalnızlığa, yanlış tercih, basiretsiz teşebbüs ve tehlikeli mecralara sürüklenmektedir:
Zayıf ve yetersiz “Ülke Yönetimi”, “Siyasi İstikrarsızlık” ile Ekonomi, Sosyal yapı ve Rejim ile ilgili olarak sık, sık gündeme gelen bazı sorunların bunalım boyutlarına ulaşması, uluslar arası alanda dış itibarımızı riske etmekte ve zedelemektedir. Başta Yunanistan olmak üzere komşu ülkeler, Kıbrıs, Suriye, Irak, İran ile bazı Kafkas ve Balkan Devletleriyle aramızdaki sorunlar uzun yıllardır çözülememiş; Aksine (Suriye-Irak ve Yunanistan meselelerinde olduğu gibi) derinleşmiş ve yer yer kriz, bunalım ve buhranlara dönüşmüştür. Avrupa Birliğine girme çabalarımız, ulusal onurumuzla bağdaşmayan bir noktadadır. İslâm ülkeleri ile ilişkilerimizde ise geçmişteki yakınlıkla bağdaşmayan bazı önemli olumsuzluklar vardır. Türkiye Dış İşleri ve ilişkilerinde gittikçe derinleşen bir yalnızlığa yanlış ve tehlikeli mecralara itilmektedir. Medeni Dünya ile bütünleşip, entegre olma yolunda birinci sınıf devletler arasında yer alma istek ve gayretlerimiz ise neticesiz kalmakta ve sonuç alınamamaktadır. Bir zamanlar Ortadoğu’nun yükselen yıldızı diye gıpta edilen ve dikkatle izlenen ve büyük bir dünya devleti olma yoluna giren Türkiye bugün kısır siyasi kavgaların, çekişmelerin vizyon ve yetenekten yoksun, atıl ve yozlaşmış politikaların girdabında, üçüncü sınıf bir taşra devleti görüntüsü vermektedir.
Demokrasimiz insan hakları adalet ve hukuktan yoksun bir sürece sokulmuştur. Anti - Demokratik dayatma, insan haklarına aykırı ve hukuk dışı gelişmeler her gün biraz daha yaygınlaşmakta; Devlet memurları çağ dışı bir Mc Carthy zihniyeti ve yasal tariften yoksun sübjektif suçlamalarla korkunç bir kıyıma uğratılmakta:, Hiçbir objektif ve adil norm esas alınmaksızın sürdürülen kadrolaşma devleti zaafa düşürmekte; Kıdem, ehliyet ve liyakat riyakârca dışlanmaktadır. Devletin yönetim ve denetim kalitesi sürekli düşürülmektedir.
Medya’nın değerli pek çok yazar ve yorumcusu siyasal dayatmalarla susturulmuş, işlerine son verilmiş, yazar, ama-yazamaz hale getirilmiştir. Üniversitelerde uygulamaya kalkışılan usul-esas ve insanlık dışı kurallar çağdışı faşist yöntemlerin çirkin görünümlerini ülke gündemine getirmiştir. Sanayici, Üretici ve İş adamları inanç ve fikirleri nedeni ile ilerici-gerici, irticacı-laik, kırmızı veya yeşil sermaye diye kamplara bölünmekte, sadece fikirlerini ifade ettikleri için pek çok siyasetçi siyasi hayatlarını sona erdirebilecek ağır cezaların tehdidine maruz kalmaktadır.
En son “ittifak aldatmacası” ile yapılan Seçim ve Sandık Kurullarına dair değişiklikler, Milletin oy kullanma hakkı, seçim ve sandık güvenliğini bertaraf etmiş ve sandığın namusu tehlikeye sokmuştur. Sözde, Yeni Türkiye düzenine uyum adı altında torbalar dolusu kanun, kararname, tek yanlı, antidemokratik ve ceberrut idare tasarıları TBMM gündemindedir.
SONUÇTA:
Ülke ve Demokrasi, ekonomi, siyaset, sosyal hayat ve dış politika da derinleşen sorun ve bunalımlarla tıkanmıştır. Türk Milleti haksız yere aldatılmakta, uyutulmakta ve çok insafsızca sömürülmektedir. Görünürde müesses bir devlet vardır ama devlet aklı, umuru, bil-umum hak, imkân ve kaynakları siyasete, kifayetsiz muhterislerin hırs ve ihtiraslarına peşkeş çekilerek kurban edilmiş bulunmaktadır.
Şu hale nazaran ve kurulu partilerin muhalefet yapmaktan aciz kalmaları ve/veya haksızlık ve yolsuzluklarda iktidara ortak/işbirlikçilikle yanaşmaları, yandaş-yoldaş olmaları nedeniyle:, Türk Milletinin hukukun içinde ve mevcut adalet ve ahlâk kuralları dâhilinde karşı mücadele vermesi meşru ve hukuki bir hak; Halkın da bu teşebbüs içinde yer alması zorunlu bir vazife haline gelmiştir.
İşte,
“CUMHURİYETÇİ DEMOKRAT PARTİ”
bu nedenlerle kurulmak istenmektedir.

7 Kasım 2018 Çarşamba

ÖRNEK PROGRAM: "Tarihi ve Kadim (Gerçek) DEMOKRAT PARTİ PROGRAMI (07 Ocak 1946 tarihli Orijinal metin)"


DEMOKRAT PARTİ PROGRAMI
(07 Ocak 1946 tarihli Orijinal metin)
UMUMÎ PRENSİPLER
KURULUŞ AMACI

MADDE 1
Siyasî hayatımızın, birbirine karşılıklı saygı gösteren partilerle idaresi lüzumuna inanan Demokrat Parti, Türkiye Cumhuriyetinde demokrasinin geniş ve ileri bir anlayışla gerçekleşmesine ve umumî siyasetin demokratik bir görüş ve zihniyetle yürütülmesine hizmet maksadı ile kurulmuştur.
EN UYGUN DEVLET ŞEKLİ CUMHURİYETTİR
MADDE 2
Partimiz demokrasi esaslarına en uygun devlet şeklinin Cumhuriyet olduğuna kanidir.
MADDE 3
Partimiz, demokrasiyi, millî menfaate ve insanlık haysiyetine en uygun bir prensip olarak tanır ve Türk milletinin siyasî olgunluğuna inanır.
DEMOKRASİ PRENSİBİ
MADDE 4
Geniş ve ileri manası ile demokrasi, bütün millet faaliyetlerine millî iradeyi ve halkın menfaatini hâkim kılmak, yurttaşın ferdî ve içtimaî bütün hak ve hürriyetlerine sahip olmasını gerçekleştirmek, yurttaşlar arasında hukuk eşitliğini, menfaatlerde ahengi sağlamaktır.
İÇTİMAİ ADALET VE İNSANİ TESANÜD PRENSİPLERİ
NADDE 5
Aile ve mülkiye esaslarına dayanan Türk Cemiyetinde, içtimaî adalet ve insanî
Tesanüt prensiplerinin millî vicdanda kökleşmesi ve tatbikatta geniş yer bulması için çalışmayı vazife biliriz. İnsanlık haysiyetinin korunması için çalışmak isteyen her işsiz yurttaşa iş bulunmasını, ihtiyarlık, hastalık ve sakatlık gibi hallerde yurttaşların yardım görmelerini demokrat bir cemiyetin başlıca hedeflerinden sayarız.
İÇTİMAİ İŞ BÖLÜMLERİNDE AHENK TESİSİ
MADDE 6
İçtimai iş bölümünün tabii neticesi olarak çiftçilik, işçilik, tüccarlık, sanayicilik, avukatlık ve memurluk gibi, yurttaşların teşkil ettikleri iş ve çalışma zümrelerinin karşılıklı münasebet ve menfaatlerinin umumî menfaat çerçevesi içinde içtimaî adalet ve insanî tesanüt prensiplerine uygun olarak ahenkleştirilmesi lüzumuna ve imkânına inanıyoruz.
İÇTİMAİ VE İKTİSADİ SAHALARDA
TEŞKİLÂTLANMA
MADDE 7
Umumî hayata her bakımından muvazeneli ve ahenkli bir gelişmenin sağlanması için, yalnız siyasî partiler kurulmasını, yani, sadece Siyasî sahada teşkilâtlanması ve daha şuurlu bir birliğin tecellisi için işçilerin, çiftçilerin, tüccar ve sanayicilerin, serbest meslekler mensuplarının.; Memur ve Muallimlerin, yüksek öğretim talebesinin, içtimai ve iktisadi maksatlarla cemiyetler, kooperatifler ve sendikalar kurmalarını gerekli buluyoruz.
Bütün bu meslek ve tesanüt teşekküllerinin, manevi şahsiyet olarak her türlü siyasi tesir ve maksatlar dışında kalmaları şartıyla, İşçi Sendikalarının grev hakkının tanınması fikrindeyiz.
İNSANLIK ANA HAKLARININ KORUNMASI
MADDE 8
Partimiz, insanlık haysiyetine ve bu haysiyetin ancak insanlık ana haklarının teminat altında bulunmasıyla korunabileceğine inanır ve bütün devlet mevzuatında bu prensibe aykırı hükümler bulunmamasına dikkat etmeği başlıca vazife sayar.
MİLLİ İRADENİN TAM TECELLİSİ
MADDE 9
Millî iradenin tam tecellisi, seçimlerin her türlü müdahaleden ve serbest olarak gizli rey ile yapılmasına ve siyasî partilerin eşit haklara sahip bulunmalarına bağlıdır. Seçimlerin serbestliğini bozacak hareketleri, millî hâkimiyete karşı işlenmiş bir suç addederiz.
TEK DERECELİ SEÇİM
MADDE 10
Millet Vekilliği seçimlerinin tek dereceli olmasını, seçim kanunumuzda, bu esası ve yurttaşın seçme ve seçilme haklarını daha geniş emniyet altına almak maksadı ile değişiklikler yapılmasını lüzumlu görmekteyiz.
DEVLET MEMURLARI SİYASİ FAALİYETTE BULUNMAMALIDIRLAR
MADDE 11
Devlet memurlarının, seçimlere iştirak dışında, hiç bir siyasî faaliyette bulunmamaları ve siyasî partilere girmemeleri lüzumuna kaniiz. Yalnız yüksek öğretim mensupları mesleklerinin mahiyeti itibarıyla bundan ' müstesnadırlar.
KANUN DIŞI SAYILMASINI İSTEDİĞİMİZ SİYASİ TEŞEKKÜLLER
MADDE 12
Memleketimizin istiklâlini veya toprak bütünlüğünü bozmayı, yurttaş ana haklarını kayıtlamayı gaye edinen veya memleket dışındaki siyasî teşekküllere bağlı olan siyasî cemiyet ve partilerin kanun dışı sayılmasını isteriz.
MİLLİYETÇİLİK TELÂKKİMİZ
MADDE 13
Yurttaşlar; arasında müşterek bir tarihin yarattığı kültür ve ülkü birliğine dayanan ve her türlü ayırıcı temayülleri reddeden bir milliyetçilik telakkisine bağlıyız.
Partimiz, bütün yurttaşları, din ve ırk farkı gözetmeksizin Türk sayar ve Türk olmanın haklarına sahip tanır.
Kanunî vazifelerini yerine getiren her ferde iyi bir yurttaş gözüyle bakarız. Bu ana görüşlerin tatbikatta da yer bulmasına dikkatle çalışacağız.
Eğitim ve öğretim müesseselerimizi böyle bir milliyetçilik idealinin tahakkukunda vazifeli saymaktayız.
LÂİKLİK ANLAYIŞIMIZ
MADDE 14
Partimiz, lâikliği, devletin din ile hiç bir ilgisi bulunmaması ve hiç bir din düşüncesinin kanunların tanzim ve tatbikinde müessir olmaması manasında anlar ve Lâikliğin din aleyhtarlığı şeklindeki yanlış tefsirini reddeder.
Din hürriyetini diğer hürriyetler gibi, insanlığın mukaddes haklarından tanır.
DİNİ TEDRİSAT
Gerek dini tedrisat meselesi ve gerekse din adamlarını yetiştirecek müesseseler kurulması hususunda mütehassıslar tarafından esaslı bir program hazırlanması zaruridir. Üniversite içinde yer alacak İlâhiyat Fakültesi ve ilmi mahiyette mümasil müesseseler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu kabil müesseseleri gibi muhtar olmalıdır.
Dinin siyaset aleti olarak kullanılmasına, yurttaşlar arasında sevgi ve tesanüdü bozacak şekilde propaganda vasıtası yapılmasına, serbest tefekküre karşı taassup duygularını harekete getirmesine müsamaha olunmamalıdır.
İNKILÂPÇILIK ANLAYIŞIMIZ
MADDE 15
Partimiz, inkılâpçılığı, daima değişen dünya ve memleket şartları karşısında hayatın dinamizmine sür'atle uymak, Türk milletini her bakımdan ileri bir seviyeye eriştirmek ve geçmişten, kalan geri ve zararlı gelenekleri her sahada kökünden tasfiye etmek için gereken bütün hamlelerin hemen tatbike konulması manasında anlar.
HALKÇILIK ANLAYIŞIMIZ
MADDE 16
Halkçılığı, hiç bir şahsa veya zümreye imtiyaz tanımamak, kanunlarda ve memleket idaresinde halkın menfaatlerini korumak manasında anlıyoruz. Hükümet ve idare, halktan, hakla beraber ve halk için olmalıdır.
DEVLETÇİLİK ANLAYIŞIMIZ
MADDE 17
Devletçiliği, iktisadî alanda uzun zamandan beri devam eden boşluğu biran evvel doldurmak; iş hacmini genişleterek yurttaşların geçim ve refah seviyesini yükseltmek için, devletin, gerek doğrudan doğruya iktisadî faaliyetlere girişmesi, gerekse nizamlama, teşvik ve yardım yolları ile hususî teşebbüs ve sermayenin umumi menfaate en uygun şekilde ve sür'atle gelişmesinde vazife alması, manâsında anlıyoruz.
Özel teşebbüs ve sermaye faaliyeti ve tasarruflarının devlet tarafından nizamlanması, özel teşebbüs menfaatleri ile genel menfaatin telifi ve korunması zaruretinden ileri gelmektedir. Bizim devletçiliğimiz iktisadî şartlarımızın ve ihtiyaçlarımızın çizdiği yoldur.
DIŞ POLİTİKAMIZ
MADDE 18
Dış politikamız, milletlerin hukuk eşitliğine, milletler arası siyasî, iktisadî ve kültürel iş birliğine, kolektif güvene, iyi komşuluk münasebetleri esasına dayanmalıdır.
Millî varlığın ancak millî kuvvetlerle korunabileceği kanaatine bağlı kalmakla beraber, milletler birliği gayesini hedef tutacak barışçı ve açık bir dış siyasetin, memleket menfaatlerine en uygun bir realist yol olduğuna inanıyoruz.
İÇ İŞLERİMİZ
MADDE 19
İç işlerinde, hükümeti ve teşkilâtını, halkın dışında ve üstünde bir varlık değil; Sadece, halk tarafından amme vazife ve hizmetlerini görmek üzere kurulmuş, bir idare cihazı saymak, esaslı bir prensibimizdir. İyi bir idarenin gayesi, devletle bütün muamele ve münasebetlerinde yurttaşa tam bir emniyet verebilmektir.
Memurlara verilen kanunî salâhiyetlerin, idarî otorite temini bahanesi ile keyfî olarak kullanılması temayüllerini önlemeyi vazife edineceğiz.
İyi bir idare cihazı kurabilmek için vazifenin icap ettirdiği salâhiyetle mesuliyet hudutlarını kesin olarak tayin eylemek şarttır. Bütün salâhiyetlerin mahdut ellerde toplanması ve mesuliyetin zaafa uğraması neticelerini doğuran bürokratik zihniyet ve usullerin terki lüzumuna kaniiz.
MAHALLİ İDARELER
BELEDİYE VE İL GENEL MECLİSLERİNİN GENİŞ YETKİLERLE TECHİZİ
MADDE 20
İllerin özel ihtiyaçlarını yerinde görüp karşılamak ve halkın idareye iştirak ettirilmesi prensibini tahakkuk ettirmek maksatları ile kurulmuş olan il Genel Meclisleriyle Özel İdare ve Belediyeler bütün vazifelerinin ifasında ve bütçelerini tanzim ve tatbik hususlarında ve diğer bütün vazifelerinin gereken genişlikte yetkilerle teçhiz olunmalıdır.
İllerde idare âmirlerine ve memurlarına verilen, yetkilerin de genişletilmesini, yine işlerin yerinde görülmesi ve süratle yürütülmesi bakımından, lüzumlu görmekteyiz.
UZUN VADELİ ÇALIŞMA PLÂNLARI HAZIRLANMALIDIR
MADDE 21
İl Genel Meclisi ve Belediyeler, beşer senelik çalışma plânları tanzimine sevk edilmeli ye bu plânlar merkezde, mahallî idarelere yol göstermek vazifesiyle kurulacak bir teknik büronun evvelden tetkikine tabi tutulmalıdır. Şehir sınırları içindeki kara ve deniz taşıt vasıtalarının ve diğer ticari mahiyette umumi hizmet işletmelerinin belediyelere, devrini tabii buluyoruz.
DEVLET HAYATINDAKİ ÇALIŞMALAR, SİYASİ TESİRLER DIŞINDA KALMALIDIR.
MADDE 22
Devlet hayatında, bütün idare şubelerimiz için, siyâsî tesirler dışında ihtisas heyetlerince umumi plân ve programlar hazırlanmasını ve bunların usul dairesinde kanunlaştırılmasının lüzumlu görmekteyiz.
DEVLET MEMURLARININ DURUMU ÜZERİNE GÖRÜŞLER
MADDE 23
Devlet vazifelerinin günden güne artması ve devletin siyasî ve idarî bünyesinde iktisadî karakterin daha belirgin hale gelmesi yönündeki gelişme, memur meselesini umumî bayatın çetin bir meselesi haline koymuştur. Memurların, her şeyden evvel halka hizmet duygusu taşımaları, vazife ve mesuliyet hislerine bağlı, ehliyet ve ihtisas sahibi olmaları şarttır.
Bu hususların sağlanması için, bilhassa şu esaslar üzerinde önemle durulmasını gerekli buluyoruz
a) Memurların hal ve atilerinin emniyet altına alınması; aylıkların, memur ve emeklileri geçim kaygısından kurtaracak dereceye getirilmesi.
b) Memurların tayin, terfi, cezalandırılmaları hususlarının, takdirden ziyade, objektif usul, kural ve kaidelere bağlanması.
c) İhtisas ve diploma hakları mahfuz kalmak şartıyla, mesleki kabiliyet ve ehliyetleri olduğu takdirde, tahsil durumları nazara alınmaksızın bilumum amme hizmetlerinde çalışan vatandaşlara derecelerini tamamlamak suretiyle yükselme imkânlarının sağlanması.
ç) Çocukların okutulmasında memurlara kolaylıklar gösterilmesinin usulleştirilmesi.
MEMURLARIN TERFİİ
MADDE 24
Bütçemizin büyük bir kısmını memur ve emekli aylıkları teşkil ettiğinden, memurlarımızın terfii meselesi, sayıca az ve fakat yüksek vasıflı ve verimli memurla iş görmek prensibinin tatbikine bağlı bulunuyor. Bu, idare cihazının daha rasyonel bir görüşle tanzimi ve memur sayısını arttırma yönündeki temayüllerin kesin olarak önüne geçilmesini zaruri kılmaktadır.
MADDE 25
Amme hizmetlerinin ifası sırasında doğrudan doğruya veya vasıtalın olarak yapılan her türlü suiistimalleri, ehemmiyette takip ederek, sür’atle intaç etmeyi vazife biliriz.
HÜKÜMET İŞLERİ; ADALET İŞLERİ
TEK YARGI CİHAZI
MADDE 26
Bir memlekette Adalet işlerinin görülmesi, millî iradenin ifadesi olan kanun hükümlerinin yerine getirilmesi demek olduğundan; bu işin aynı mercie bağlı bir tek yargı cihazı ile ayni kaza birliği usulüne göre sağlanması lüzumuna inanıyoruz.
YARGI ELEMANLARININ TERFİHİ
MADDE 27
Yargı işini görmekte olan elemanların yaşama şartlan bakımından uygun bir refah seviyesi içerisinde bulunmaları esastır. Bu itibarla, yargıçlarımıza ve mahkemelerimizin yardımcı unsurları mevkiindeki mahkeme kalemleri memur ve kâtiplerine kolayca yaşamalarını sağlayacak imkânı ve vasıtalar bulunmalıdır.
Anayasanın 56. maddesinde gösterildiği üzere, özel ödenek kanunları yapılarak kendilerine refah ve güvenlik getirecek çare ve tedbirler alınmalıdır.
KAZA MAHKEMELERİ
MADDE 28
İlk mahkemelerde tek hâkim sistemi asıldır. İlk mahkemelerle Yargıtay arasında ikinci bir kaza kademesinin kurulmasını, partimiz, adalet için yeni bir teminat sayar.
ADALETİN SAĞLANMASINDA KOLAYLIK
MADDE 29
Adaletin sağlanması, ucuz; kolay ve ayni zamanda süratli olmalıdır.
Bu gayeleri, zamanımız icaplarına ve memleketimizin sosyal ve ekonomik şartlarına uygun olarak gerçekleştirmek emelindeyiz. Bunun için de usul kanunlarımızda değişiklikler yapılacaktır.
MADDE 30
Adalet cihazlarımızı meydana getiren mahkemelerimizin derli toplu bir kuruluş sistemine bağlanması lâzımdır. Mahkemelerimiz dereceler, görevler ve yetkiler itibariyle muntazam /bir düzene göre kurulmalıdır.
TEVKİF VE CEZA EVLERİNİN AYRILMASI
MADDE 31
Suçtan sanık olanlarla, suçlu oldukları için ceza çekmekte olanlar ayni yerde tutulamazlar. Bu sebeple tevkif evlerinin ceza evlerinden ayrı kurulması zaruridir. Ceza evlerinin, insanlığa yakışır şartlara uygun olarak düzenlenmesi icap eder. Sağlık, sosyal ve medenî şartları bakımından ceza evlerinin, ceza çekenleri manen yok etmemesi ve cemiyete uslanmış ve yükselmiş birer vatandaş olarak iade etmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.
ÇOCUK SUÇLULAR VE ISLAH EVLERİ
MADDE 32
Çocuk suçluların, özel bir ihtimam ve bakım ile yargılanmaları için, büyük şehirlerden başlayarak özel mahkemeler kurulmasını ve cezalarını çekeceklere ayrı ıslâh evleri açılmasını lüzumlu görmekteyiz.
HAK’A EN KISA YOLDAN VARMA İMKÂNLARI SAĞLANMALIDIR
MADDE 33
Hakkın fiili olarak yerine getirilmesi, mahkemece verilen kararın çıkması için geçen zamandan çok daha kısa bir zamanda gerçekleşebilmelidir. Bunu temin için de, icra usullerinde lüzumsuz sürüncemeleri önlemek ve hakka en kısa yoldan varma imkânlarını sağlamak lâzımdır.. Partimiz, bu maksatları elde etmeğe elverişli bulunan tekmil kanun tedbirlerinin alınmasına çalışacaktır.
MİLLİ EĞİTİM İŞLERİ
MİLLİ EĞİTİMDE “EĞİTİM VAHDETİ”
MADDE 34
Maarif sistemimizde Millî Eğitim ve öğretim vahdeti prensibi taraftarıyız.
MİLLİ EĞİTİM VE ÖĞRETİMİN YURT İHTİYACINA GÖRE TANZİMİ
MADDE 35
Umumî ve meslekî eğitim ve Öğretim; yurt ihtiyaçlarını karşılayacak umumî bir plana göre tanzim edilmeli ve gelecek nesillerin; Yalnız ilim ve teknik bilgi ile değîl, milli ve insani manevi kıymetlerle de teçhizine çalışılmalıdır.
İLÖĞRETİMDE SEVİYE BİRLİĞİ
MADDE 36
İlk öğretim, maârif sistemimizin temelini teşkil etmektedir. Bütün ilkokul öğretmenlerinin aynı ruha ve aynı seviyede bilgiye sahip olmaları esasının göz önünde tutulmasını, bunlar arasında farklı zümrelerin teşekkülüne meydan verilmemesi bakımından, lüzumlu görmekteyiz.
ORTA TAHSİL KURUMLARINDA İSLÂH VE TAKVİYE
MADDE 37
Orta tahsil kurullarını, gerek program ve talimatname, gerek laboratuar ve kütüphane gibi öğretim vasıtaları bakımından ıslah ve takviyeye muhtaç görmekteyiz. Yüksek Öğretime basamak olan liselerin, bu maksadı sağlayacak duruma getirilmeleri lâzımdır.
TEKNİK ÖĞRETİM KURUMLARI VE EKONOMİK KALKINMAMIZDAKİ ROLÜ
MADDE 38
Muhtelif derecelerdeki teknik öğretim kurumlarını yurdun her tarafına yaymak yönündeki çalışmaları, eğitim ve öğretim cihazımızın ekonomik kalkınmamızda da Vazife alması bakımından, yerinde bulmaktayız. Bu çalışmaların iktisadi ihtiyaçlarımıza göre ayarlanmasını lüzumlu görmekteyiz.
YÜKSEK ÖĞRETİM KURULLARININ TAKVİYESİ
MADDE 39
Yüksek öğretim meselesinde keyfiyete önem verilmesi lüzumuna kaniiz. Bütün yüksek öğretim kurumlarımızın bu esasa göre takviyesini ve Garp da ki benzerleri seviyesine eriştirilmesini istiyoruz.
ÜNİVERSİTELERİ MUHTARİYETİ
Üniversiteler, ilmî ve idarî muhtariyete sahip olmalıdırlar.
Muhtelif ilim şubelerinde, çalışmak üzere, üniversite içinde, araştırına enstitüleri kurulmasını ve memlekete ait araştırmalara bilhassa önem verilmesini istiyoruz.
HER TÜRLÜ FİKİR HAREKETLERİ, SİYASİ VE İDARİ TESİRLERDEN UZAK KALMALIDIR.
MADDE 40
İlmin, tekniğin, güzel sanatların sür’atle gelişmesini sağlamak için bütün, vasıta ve tedbirlere başvurmak, bu cümleden olarak ehliyet ve istidatları teşvik etmek, Kütüphaneler, Müzeler, Tiyatrolar, Konservatuarlar kurmak, ciddi neşriyata yardımda bulunmak.
Türk dilinin millî bünyesine uygun olarak süratle gelişmesi yolundaki çalışmalara yardım etmek, kısaca, yurdumuzda millî ve insanî kültür seviyesinin yükselmesini sağlayacak her faaliyeti desteklemek, kanaatimizce devletin başlıca vazifelerindendir. Ancak ilmin, sanatın ve türlü fikir faaliyetlerinin siyasî ve idarî müdahalelerden uzak kalmasını, demokrasinin değişmez bir esası olarak kabul ediyoruz.
ÖĞRETMENLERE TERAKKİ VE TEMAYÜZ HAKKI
MADDE 41
Kabiliyet ve kudreti müsait olduğu takdirde, bir ilkokul Öğretmeninin, öğretim derecelerini tamamlayarak, üniversite profesörlüğüne kadar yükselmesine imkân sağlanmalıdır.
DOĞU BÖLGEMİZDE KÜLTÜR MERKEZLERİ KURULMALIDIR
MADDE 42
Doğu bölgesinde, her derece ve şubede okulları ve nihayet Fakülte ve Enstitüleri ile kültür merkezleri kurmak lüzumuna inanıyoruz.
İKTİSADİ SAHADA ÖZEL TEŞEBBÜS VE SERMAYENİN MEVKİİ
Sanayi işleri:
MADDE 43
İktisadî hayatta özel teşebbüs ve sermayenin faaliyeti esastır.
Onun için hususî teşebbüs ve sermayeye serbestlik ve güvenle çalışmak şartları ve yeni, yeni iş sahaları sağlanmalıdır.
Faaliyet sahaları iyice hudutlanmak şartıyla, özel teşebbüslerle devlet teşebbüslerinin yekdiğerine engel olmadan ve karşılıklı yardım suretiyle bir birini tamamlayıcı bir ahenk içinde, çalışmalarının hem mümkün ve hem de faydalı olduğuna inanıyoruz.
DEVLET İKTİSADİ FAALİYETLERİNİN HUDUTLARI TAYİN VE İLÂN OLUNMALIDIR
MADDE 44
Özel teşebbüs ve sermayenin istikrar ve güvenle çalışması bakımından devlet iktisadî faaliyetlerinin hudutları kesin olarak belirtilmelidir. Bunun için:
a) Devletin ele alacağı işlerin uzun vadeli umumî bir plâna bağlamak suretiyle önceden herkesçe bilinmesi imkânının temini,
b) Devletin iktisadî hayatı tanzim yolunda alacağı tedbirler ile Gümrük, Tekel ve para politikası gibi iktisadî hayatla sıkı sıkıya ilgili konularda takip edilecek ana istikametlerin, yine herkesçe bilinmek üzere, önceden tayin ve ifadesini, lüzumlu görmekteyiz.
DEVLET İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNİN MAHİYETİ
MADDE 45
Devletin doğrudan doğruya girişeceği iktisadî teşebbüsler şu mahiyette olmalıdır.
a) Özel teşebbüs ve sermayenin yetip erişemiyeceği, yahut yeter ve yakın kâr görmediği için girişemeyeceği, fakat, bütün ekonomik faaliyetlere müessir olacak ve memleket müdafaasını sağlayacak mahiyetteki teşebbüslere girişmek; bilhassa ana sanayii ve büyük enerji santralarını kurmak, bugün olduğu gibi demiryolu, liman, su işleri yapmak; büyük taşıt vasıtaları inşa etmek ve işletmek.
b) Milletin, gelecek nesillere de şâmil, daimî, menfâatleri bakımından devlet elinde bulunması, daha faydalı olan büyük Maden ve Orman işlenmeleri kurmak.
Devlet, girişeceği iktisadî işlerde, kazanç Maksadından ziyade, benzeri özel işletmeleri sarsmamak kaydiyle millî ekonominin gelişmesi ve halk ihtiyarlarının karşılanması gayeleri ile hareket eder.
c) Devlet işleriyle, benzeri özel işletmeler hiçbir surette birbirinden farklı muamele ve şartlar altında bulundurulmamalıdır.
DEVLET İKTİSADİ FAALİYETLERİNİN DÜZENLENMESİ
MADDE 46
Devlet iktisadî faaliyetleri; düzenlemek yolunda alacağı tedbirlerde, iktisadî hürriyetini ortadan kaldıran fiilî inhisarları, milli emek ve sermayenin israfını, umumî menfaate ve içtimaî adalete aykırı istismarları önlemek gibi maksatlarla hareket eder.
SANAYİİN TEŞVİK VE HİMAYESİ
MADDE 47
Memleketin ham maddesini kullanan, halkın zaruri ihtiyaçlarını karşılayan, geniş işçi zümrelerine geçim sahaları sağlayan, dünya piyasalarına göre de rantabl olan sanayii ile, umumiyetle ziraat sanayii ve küçük sanayiden millî ekonomi bakımından himayeye muhtaç görülenler ve halkın bilhassa köylümüzün boş zamanlarını kıymetlendiren el sanatları, devletçe himaye ve teşvik olunmalıdır. Bu esaslara göre tanzim edilecek bir “Sanayii Teşvik Kanunu” projesini Yüksek' Meclise sunmak kararındayız.
Sanayimizin kuruluş ve işleyişinde “En iyiyi, en ucuza maletmek” hedefini daima göz önünde bulundurmak icabeder.
DEVLET İŞLETMELERİNİN, ÖZEL TEŞEBBÜSLERE DEVRİ
MADDE 48
Devlet tarafından kurulan ve programın 45. maddesinde yazılı vasıfları haiz olarak tesis edilmiş bulunan Devlet İktisadi Teşebbüsleri ve İşletmecilerinin dışında kalan devlet işletmeleri elverişli şartlarla özel teşebbüslere devredilmelidir.
BALIKÇILIK TİCAET VE SANAYİİNİN İNKİŞAFI
MADDE 49
Milli servetimiz olan ve memleket için büyük faydalar vaad eden balıkçılığı ve her çeşit balık sanayi ve ticaretinin inkişafını sağlamak ele alacağımız mevzulardandır.
İKTİSADİ DEVLET TEŞEKKÜLLERİNDE RANDIMAN VE RANTABİLİTE
MADDE 50
İktisadî devlet teşekküllerinde verimlerin geniş ölçüde arttırılmasının ve masraflarının mühim nispetlerde azaltılmasını mümkün görmekteyiz. Bu teşekküllerin idaresinde randıman ve rantabilite hesap ve esaslarına ve basiretli bir tüccar gibi hareket prensibine sıkı sıkıya bağlanmakla bu hedefe varılabileceğine inanıyoruz.
Bu maksatla iktisadî devlet teşekkülleri idare ve murakabesinin, daha ileri ve bu müesseselerin özelliklerine daha uygun bir şekilde tanzimini ve kanunda değişiklikler yapılmasını zaruri görmekteyiz.
TEKEL İŞLERİ:
TEKEL FABRİKALARININ HUSUSİ TEŞEBBÜS VE SERMAYEYE DEVRİ
MADDE 51
Varidat temini gayesiyle tesis edilerek, bizzat Devlet tarafından işletilmek suretiyle memlekette iş hacmini daraltan, hayatı pahalılaştıran Tekel fabrikalarının elverişli şartlarla hususi teşebbüs ve sermayeye devrine taraftarız.
Mahiyetleri itibariyle devlet ve amme iktisadî teşebbüslerimden olan, Tekel idaresinin şarap, tütün ve sair fabrika ve işletmeleri gribi, iktisadî teşebbüslerin, 3460 sayılı kanunun teşkil ettiği iktisadî Devlet Tevekkülleri topluluğu; içerisine alınmasını tabii ve faydalı buluyoruz.
İKTİSADİ İDARE CİHAZI, TİCARİ ZİHNİYETLE İŞLETİLMELİDİR
MADDE 52
Devletçilik politikasının devlete yüklediği her türlü ekonomik vazifelerin lâyıkıyla başarılabilmesini, iktisadi idare cihazının iktisadi ve ticari zihniyete ve esaslara göre işletilmesine bağlı görmekteyiz.
TİCARET İŞLERİ
PİYASALARDA EMNİYET VE İSTİKRAR
MADDE 53
Piyasalarda emniyet ve istikrarın sağlanması şarttır. Kat'î zaruret olmadıkça piyasalara karışılmamalıdır. Bu alanda devlete düşen en önemli vazife, rekabetin ortadan kalkmasını veya daralmasını önlemeğe çalışmak olmalıdır.
YAŞAM STANDARDI TABİİLEŞTİRİLMELİDİR
MADDE 54
Türlü sebeplerden ileri gelen hayat pahalılığı, yalnız dar ve sabit gelirlilere zarar veren bir dert olmakla kalmamış, bütün istihsal maliyetlerini arttırmış ve milletlerarası piyasaya uymak zorunda kalan dış ticaretimizi güçleştirmiştir.
Devletin ilgili cihazları, çalışmalarını bu mesele üzerinde toplayarak, iktisadî ve malî hayatın
türlü safhalarında gereken tedbirleri almak suretiyle, yaşama standardı tabiileştirilmeğe çalışılmalıdır.
PARAMIZIN KIYMETİ
MADDE 55
Paramızın kıymetini, serbest piyasa döviz kıymetleriyle memleketimizin iktisadî ve malî durumuna en uygun şekilde ayarlamak ve bu esas üzerinde tam bir istikrar sağlamak (için dikkat etmek ve kararlı olmak gerektiği) zarureti karşısındayız.
Bu yolda gereken tedbirler bir an evvel alınmalıdır.
ZİRAİ KALKINMA
TARIM İŞLERİ:
MADDE 56
Ziraat, millî gelirin en geniş kaynağını teşkil ettiğine ve nüfusumuzun yüzde sekseni ziraatla geçindiğine göre, ziraî kalkınmanın memleket kalkınmasının temeli olacağından yana şüphe yoktur. Bu sebeple, devlet gayretlerinin “Topraktan bol, iyi ve ucuz mahsul almak” hedefinde toplanmasını zaruri görmekteyiz.
ZİRAİ MAHSULÂTIN DEĞERLENDİRİLMESİ VE İSTİHSALİN ARTTIRILMASI
MADDE 57
Memleketimizde ziraat, diğer istihsal şubelerine nispetle, emek ve masrafa en az karşılık getiren iştir. Ziraatta maliyet ve satış fiyatları arasındaki fark, asgarî derecededir. Çiftçinin sattığı, satın-aldığı maddelere nispetle ucuzdur.
Maliyetlerin yükselmesinde tesiri olan amillerle mücadele etmek, diğer taraftan, zirai mahsullerimizin iç ve dış Pazar şartlarının iyileştirme çarelerini aramak yollarıyla, çiftçiyi bu günkünden daha çok kazanır ve daha fazla istihsal yapar hale getirmek, en esaslı gayelerimizdendir.
ÇİFTÇİNİN DONATIMI
MADDE 58
Ziraatımız, âlet, çift hayvanı, makine ve sair vasıta bakımlarından yoksul olduğu gibi, iyi tohum, ilâç ve saire ihtiyaçları da karşılanmış olmaktan uzaktır. Çiftçimizin donatımı işi, zirai kalkınmamızın başlıca konusudur. Bundan başka, çiftçimizi, işine yarayacak teknik bilgi ile teçhiz etmeğe ve istihsal metotlarımızı ıslaha ve daha verimli hale getirmeğe mecburuz. Bütün bu ihtiyaçları memleket ölçüsünde karşılayacak tedbirlerin süratle alınmasına çalışacağız.
ZİRAİ KREDİNİN ARTTIRILMASI
MADDE 59
Ziraî kredi, istihsal hacmiyle mütenasip ve istihsali sür'atle arttırmada esaslı âmil olabilecek -miktar ve mahiyette olmalıdır. Bu bakımdan Ziraat Bankasının faaliyeti ve sermayesinin arttırılması meselesi üzerinde Önemle durulmak lâzımdır. Ayrıca, kooperatifleşme yolu ile kredi varlığına çareler bulunabileceği kanaatindeyiz.
Bunun için, kooperatif hareketini hızlandırmağa ve bundan başka da yer yer çiftçiye kredi yapacak mahallî bankalar kurulmasına çalışacağız.
KOOPERATİF MEVZUUNUN TEVSİİ
MADDE 60
Çiftçimizin, kredi kooperatifler ile olduğu gibi istihsal ve satış kooperatifleri kurmak ve bunları çoğaltmak yolu ile de, takviyesini lüzumlu görmekteyiz.
KURAKLIKLA MÜCADELE
MADDE 61
Ziraî kalkınmamızda büyük ehemmiyeti aşikâr olan kuraklıkla mücadelenin ve sn işlerinin hızlandırılmasını ve genişletilmesini çok lüzumlu görüyoruz.
HAYVANCILIĞIMIZIN ISLAHI
MADDE 62
Hayvancılık, millî gelirde geniş yer tuttuğu gibi, çiftçimizin yardımcısı, büyük bir yurttaş kitlesinin başlıca geçim vasıtası ve en esaslı besin maddelerimizin kaynağı olmak itibariyle de çok önemlidir. Memleketimiz, hayvancılık bakımından geniş imkânlar göstermektedir. Hayvan mevcudunu arttırmak ve cinslerini ıslah etmek yolundaki gayretlerin arttırılmasında maddî fedakârlıklardan kaçınılmaması zaruridir.
ZİRAİ SANATLARIN TEŞVİK VE HİMAYESİ
MADDE 63
Ziraî sanatlara kredi vermek ve gelişmelerine yardım etmek yönünde Ziraat Bankasının esaslı gayretler sarf etmesine ve özel teşebbüs ve sermayeyi de bu sahaya çevirmek için her türlü teşvik ve yardımda bulunmasına ihtiyaç görmekteyiz.
DEVLETİN ÇİFTÇİYE YARDIMI
MADDE 64
Devlet, elindeki mahdut imkânları ziraat işletmeciliğine hasretmektense, bundan sonra bu imkânları çiftçi kitlesinin iyi, bol ve ucuz istihsal yapmasına yardım yolunda kullanmalıdır. Bu maksatla her bölgede yeni yeni örnek çiftlikler, fidanlıklar, hayvan ıslah merkezleri, tohum üretme ve araştırma istasyonları kurmak yolunda çalışılmalıdır.
MADDE 65
Devlet, ucuz ve her bölgenin tabiat şartlarına uygun âlet ve yedek parçaları çiftçinin ayağına götürmeli ve bu maksatla memlekette çok geniş sarf yeri olan basit ziraat âletleri sanayinin süratle kurulmasını sağlamalıdır.
BASİT ZİRAAT ALETLERİ SANAYİÎNİN KURULMASI
MADDE 66
Ziraî kalkınmamızda devletin ağır ve geniş vazifeleri bulunduğuna inanıyoruz. Bu vazifelerin yapılması için, meseleyi bütün genişliği ile toptan ele almak ve işleri, sarf edilecek emek ve paraya nispetle, verimi en çok ve tesiri millî ekonomi bakımından en geniş olanlardan başlamak üzere tertiplemek ve plânlaştırmak lâzımdır.
BİLGİ VE SERMAYENİN ZİRAAT SAHASINA İNTİKALİ
MADDE 67
Bilgi ile çalışan emek sermaye ve teşebbüsün ziraat sahasına dökülmesini, ziraî istihsal ve millî gelirin arttırılmasında önemli bir konu olarak görmekteyiz. Bu maksadın temini için gerekli tedbirlerin alınmasına çalışacağız.
MİLLİ SERVETİMİZİN BÜYÜK ÖNEMİ
ORMAN İŞLERİ:
MADDE 68
Millî servetimizin büyük ve önemli Bir parçasını teşkil eden ormanlarımızın muhafaza ve geliştirilmesi, devletin daima büyük titizlikle üzerinde duracağı bir konudur.
KÖYLÜ, MİLLETİN EFENDİSİDİR
MADDE 69
Köylümüzün kereste, odun, kömür ihtiyacım zamanında ve yeter miktarlarda ve ucuz olarak verme ve bu işlerde köylünün; Devletin imkân ve vasıtalarından da faydalanmasını sağlamak suretiyle köylüyü ferahlatacak ve orman işletmelerinin işlerini ve masraflarını hafifletecek tedbirlerdendir.
MADDE 70
Devlet Orman İşletmelerinin "tevzii" masrafları ile istihsal masrafları fasıllarında mühim nispetlerde tasarruflar yapılabileceğine inanıyoruz.
MADDE 71
Orman mahsulleri fiyatlarındaki yükseklik umumî hayat ve ekonomik gelişmemiz üzerindeki tesirleri göz önünde tutularak bu fiyatlarda indirmeler yapılmasını zarurî ve mümkün görüyoruz.
BÜTÜN ORMAN VARLIĞI VE BÜYÜK ORMAN İŞLETMELERİNİN DEVLET ELİNDE KALNMASI ZARURİDİR.
MADDE 72
Ehemmiyetli tesislerin kurulmasını ve toplu istihsal yapılmasını gerektiren büyük orman işletmelerinin devlet elinde bulunmasını faydalı ve zarurî görmekteyiz. Kurulacak önemli tesisleri karşılayacak büyüklükte olmayan küçük ormanlar, devletin sıkı murakabesi altında, özel teşebbüs eliyle de işletilebilmelidir.
MALİYE İŞLERİ
DEVLETTE SAMİMİLİK, AÇIKLIK VE ŞEFFAFLIK MUTLAKTIR
MADDE 73
Samimilik ve açıklıkla ve çok sıkı bir tasarruf zihniyetiyle tanzim edilmiş denk bütçe malî siyasetimizin esasıdır. İç emniyeti korumak için sağlam bir idare cihazının işlemesine; Dış emniyeti korumak için de millî savunma ihtiyaçlarını karşılamağa yeter bütün masrafları sağlamak, bütçede gözeteceğimiz başlıca, hedeftir. Bütçenin adî masrafları için açık veya kapalı istikraz (borçlanma) yoluna gidilmemeli ve yeni emisyonlardan kaçınılmalıdır.
İÇ BORÇLANMAYI TASVİP ETMİYORUZ
MADDE 74
İstihsal ve milli gelirin süratle artmasını sağlayacak işlere münhasır kalmak üzere dâhili istikrazlar ve iktisadî istiklâlimize uzaktan yakından dokunmayacak, normal şartlarla uzun vadeli dış istikrazlar yapılmasını çok faydalı ve lüzumlu görmekteyiz.
Bütün devlet iktisadî teşebbüsleri için, asıl sermayenin yanında obligasyon çıkarmak usulünden faydalanılmasını, devlet bütçesinin yükünü hafifletmek bakımından lüzumlu sayarız.
VERGİLERDE İCTİMAİ ADALET ŞARTTIR
MADDE 75
Vergilerin içtimaî adalet kaidelerine uygun ve yurttaşların ödeme kabiliyetleriyle mütenasip olmasını ve vergi sistemimizde, vasıtalı vergilerden ziyade vasıtasız vergilere daha geniş yer verilmesini gerekli buluyoruz. Şahsi takdire dayanan vergî usullerinden, vergi mahiyeti alan iane ve bağış yollarından kaçınılmalını, vergi borcundan dolayı hapis cezasının kaldırılmasını istiyoruz.
MADDE 76
Vergi sistemimizin ıslahı, cibayet usullerinin sadeleştirilmesi ve daha emniyetli ve az masraflı hale getirilmesi suretiyle, yeni vergiler konulmadan dahi, devlet gelirinin artacağı kanaatindeyiz.
MADDE 77
Memlekette iş hacmini daraltan istihsâl maliyetlerine doğrudan doğruya tesir yaparak dış piyasalarla mübadeleyi güçleştiren veyahut hayat pahalılığının amillerinden olan vergi ve resimlerden değiştirmeler ve indirmeler yapılmasına, hayvan vergisinin birden veya tedrici surette kaldırılmasına taraftarız.
HALKIN MENFAATİ, HAZİNE MENFAATİNDEN ÜSTÜNDÜR
MADDE 78
Partimiz, Maliye işlerinin, hazinene menfaatini halkın menfaatlerinden ayrı ve üsttün görmeyen; İktisadî ve içtimaî prensiplerimize uygun bulunan bir anlaşmayla yürütülmesi lüzumuna kanidir. Bu esasın gerçekleştirilmesi yönünde, kazaî ve idarî müeyyideler konulmasına çalışacağız.
BAYINDIRLIK VE ULAŞTIRMA İŞLERİ
MADDE 79
Millî ekonominin gelişmesini geciktiren sebeplerden birisi de ulaştırma ekonomimizin yetersizliği ve pahalılığıdır. Ulaştırma işlerimizi bu görüşün gerekli kıldığı önemle ele almak fikrindeyiz.
MODERN YOLLAR İNŞÂA EDİLECEK VE EN ÜCRA KÖYLERE DAHİ ULAŞIM SAĞLANACAK. GİDEMEDİĞİMİZ YERLER BİZİM DEĞİLDİR.
MADDE 80
Modern yol yapım tekniği, büyük vasıtalara, makinelere ihtiyaç göstermektedir.
Köy, bucak yolları dışındaki yapımın merkezden idaresini, esaslı bir plân içinde büyük yol şebekeleri kurulmasını, bunların devamlı tamir ve bakıma tabi tutulmasını zarurî görüyoruz. Bu bakımdan kanunlarımızda değişiklikler yapılmalıdır. Özel kanununa göre, köy ve bucak yollarının süratle yapılması göz önünde tutulmalıdır.
MADDE 81
Demiryollarımızın inşasına devam olunmalıdır. Demir yollarımızı besleyecek kara yolları ile limanlar, depo ve antrepoların, birbirlerini tamamlayıcı surette yapılmalarını ulaştırma sistemimizin içinde görüyoruz.
ULAŞTIRMA VE AKARYAKITTA UCUZLUK
MADDE 82
Ulaştırmada ucuzluğa sağlamak için her türlü taşıt vasıtalarını ve yedek parçalarının memlekete getirilmesinde kolaylık gösterilmesini, akaryakıt fiyatlarının ucuzlatılmasına çalışılmasını zarurî bulmaktadır,
MADDE 83
Umumiyetle ulaştırma, depo ve antrepo ücret ve tarif elerinin millî ekonomiye uygun olarak tespiti "Varant" usulünün tatbiki, gözettiğimiz hedeflerdendir,
İSTİKBÂL GÖKLERDEDİR
MADDE 84
İstikbal hava nakliyatındadır. Bu konu üzerinde Önemle duracağız.
TÜRK İHRACATI MİLLİ VASITALARLA YAPILACAKTIR
DENİZCİLİK, TÜRK’ÜN, BÜYÜK MİLLİ ÜLKÜSÜDÜR.
MADDE 85
Devlet deniz işletmeciliği ile ilgili bütün vasıtalarımızla tesis ve teşekkülleri bir idare altında toplamayı gerekli buluyoruz. Özel şahıslar elindeki deniz işletmeciliğini ve şilepçiliğini himaye etmeliyiz. Türk ihracat mallarını, millî vasıtalarımızla dış pazarlara götürmek gayemiz olmalıdır. Memleketimizin üç tarafı denizle çevrilidir. Coğrafi durumumuz, endüstrisi, ticareti ve sporu ile bize, en ileri denizci bir millet olarak yetişmek fırsat ve kabiliyetini vermektedir. Denizciliği,"Türkün büyük, millî ülküsü” olarak kabul ediyoruz.
YURTTA SU MESELESİ HALK İÇİN VE LEHİNE İMAR, İNŞÂA VE İHYA EDİLECEKTİR
MADDE 86
Çiftçimiz bir taraftan sel ve taşkınların tahripleri diğer taraftan, kuraklığın acı neticeleri ile daima karşı karşıyadır. Yurtta su meselesi, sağlık bakımından da çok büyük bir önem göstermektedir. Bu sebeplerden, su işlerimize daimi artan bir hızla devam olunmasına çalışmak hedefimizdir. Bu konuda başlanmış işler bitirilmeden yenilerine başlamamak, halin icabıdır. Küçük su işleri üzerinde de ayrıca önemle durulması, bu işlerde halkın ve ilgililerin de iştirakini sağlayacak tedbirler ve müeyyideler aranmalıdır.
MİLLİ BÜNYEYİ KEMİREN HASTALIKLAR
UMUMİ SAĞLIK İŞLERİ
MADDE 87
Nüfusumuzun ve istihsal kudretimizin çoğalması davasında büyük bir amil olan umumî sağlık işlerimiz, artan bir hızla ve plânla yürütülmek ihtiyacındadır. Bunun için, bütçeden, yeterli tahsisat ayrılmasını, sıtma başta olmak üzere, millî bünyeyi kemiren bütün hastalıklarla esaslı surette mücadele imkân be vasıtalarının sağlanmasını ve bu maksatla ilgili Bakanlıklarla da iş birliği yapılmasını, Partimiz, memleketin en büyük ihtiyaçlarından sayar.
Demokrat Parti (DP) Kurucuları
07 Ocak 1946, TBMM - Ankara
M. Celâl Bayar: Eski Başbakan
A. Adnan Menderes: Aydın Milletvekili
Fuat Köprülü: Kars Milletvekili
Refik Koraltan: İçel Milletvekili